Tefecilerin kredi kartıyla döviz satışı gerçekleştirdiği iddiaların
ayyuka çıkınca BDDK harekete geçti. Yapılan araştırma sonucunda kartla
‘taksitli döviz satışı’ yapıldığı ortaya çıktı.
Son yıllarda çok hızlı bir gelişim gösteren kredi kartlarındaki
usulsüzlüklerin ardı arkası kesilmiyor. Dünyada kredi kartına taksit
uygulayan ilk ülke olan Türkiye, bunun gibi olumlu buluşların yanında
ilginç kullanımlara da sahne oluyor. Kredi kartlarının amacı dışında
kullanılmasına ilişkin yöntemlere her gün bir yenisi ekleniyor. Son
olarak tüketicilerin nakit ihtiyaçlarını karşılamak için buldukları
yöntem, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) uzmanlarını
bile şaşkına çevirdi. Tevfik Bilgin başkanlığındaki BDDK’nın yaptığı
incemelerde, kredi kartlarının son dönemde yoğun olarak, ‘döviz
alımında’ kullanıldığı saptandı. BDDK, şimdi kredi kartları ile döviz
satışının önüne geçmenin yollarını arıyor.
Kredi kartlarının son dönemde tefeciler tarafından kullanıldığına
ilişkin iddiaları araştırmak için harekete geçen BDDK, kredi kartları
ile döviz satışının bile yapıldığını tespit etti. Konuyla ilgili gelen
ihbarları araştıran BDDK uzmanları, tüketici gibi aradıkları bazı döviz
satıcılarının, ‘kredi kartına 12 taksitle dolar veririz’ teklifi ile
karşılaştı. Bunun üzerine araştırma genişletildi. Yapılan araştırmada
karta döviz satışının başta büyük şehirler olmak üzere birçok ilde
yoğun olarak kullanıldığı saptandı.
Mal alırmış gibi yapıp, dövizi kapıyorlar
BDDK’nın yaptığı araştırmaya göre, kredi kartına döviz satışı için,
finans dışında faaliyet gösteren bir şirket kullanılıyor. Ve şirketten
mal almış görülen kişi aslında mal yerine döviz alıyor. Kredi kartı ile
satılan dövizin kuru da, serbest piyasaya göre daha yüksek oluyor.
Örneğin, 2 bin dolara ihtiyacı olan tüketici, kredi kartı ile döviz
satışı yapan şirkete gidiyor. Şirket, tüketiciye bir fatura çıkarıyor
ve söz konusu dövizi 2 bin 300 dolardan vereceğini belirtiyor.
Tüketicinin kabul etmesi üzerine, tüketici, beyaz eşya ve mobilya almış
gibi gösterilerek, 2 bin 300 dolar karttan taksitler halinde çekiliyor.
Tahsilatı bankaların yapması nedeniyle, ‘dolaylı tefeciler’ tahsilat
işi ile de uğraşmak zorunda kalmıyor. BDDK, bu kapsamda, kredi
kartlarının nakit amacıyla kullanılmasının önüne geçecek yeni bir
düzenleme yapılması planlanıyor.
Kredi kartından 27.5 milyar YTL harcama yapıldı
Tüketici kredileri, 18 Nisan itibariyle 21.7 milyon YTL artarak, 72
milyar 161.5 milyon YTL’ye çıktı. Merkez Bankası verilerine göre söz
konusu krediler, 11 Nisan tarihi itibariyle 72 milyar 139.8 milyon YTL
düzeyinde idi. Verilere göre, tüketici kredileri kapsamında, konut
kredileri 34.3 milyar YTL, taşıt kredileri 5.7 milyarYTL, diğer
krediler 32 milyar 100.2 milyon YTL olarak hesaplandı.
10.3 milyar YTL taksitle gitti
Tüketici kredilerinin 21.6 milyar YTL’si kamu bankaları, 33.4 milyar
YTL’si özel bankalar, 17 milyar YTL’si de yabancı bankaları içeriyor.
Bireysel kredi kartları ise 18 Nisan itibariyle 27 milyar 551.5 milyon
YTL’den 27 milyar 693.6 milyon YTL’ye çıktı. YTL cinsinden bireysel
kredi kartlarının 10 milyar 736.4 milyon YTL’si taksitli, 16 milyar
910.4 milyon YTL’si taksitsiz kredi kartından oluştu.
Almanlar'ın 94 yıllık seramik kuruluşu Engers'i ve ardından da dünyanın en çok tanınan 260 yıllık seramik markası Villeroy-Boch’un karo bölümünü satın alan Eczacıbaşı, şimdi de lüks banyo mobilyaları pazarında Avrupa lideri olan Burgbad'ın çoğunluk hisseleri için anlaşmaya vardı.
Eczacıbaşı Yapı Gereçleri, lüks banyo mobilyaları pazarında Avrupa lideri Alman Burgbad’ın çoğunluk hisselerini satın almak üzere anlaşmaya vardı. Toplam 70.8 milyon Avro şirket değeri üzerinden imzalanan ve düzenleyici kuruluşların onayına tabi olan satış işleminin, yılın ikinci yarısında tamamlanması bekleniyor. Eczacıbaşı, onay ve devir işlemlerinin ardından, halen Frankfurt ve Düsseldorf borsalarında işlem gören hisseler için küçük hissedarlara çağrı yapacak.
Banyo mobilyalarının yanı sıra, korozyona ve suya dayanıklı özel bir malzemeden geliştirdiği banyo ürünleriyle Avrupa’da pazar liderliğine ulaşan Burgbad, Burgkama GmbH, S.E.P. ve Miral Gmbh adlı iştirakleriyle faaliyet gösteriyor. Farklı ihtiyaçlara sahip hedef kitlelere yönelik tasarlanan Burg, Burg Paris, Kama ve Schock markalarıyla hizmet veren şirket; kaliteli malzeme, modern tasarım ve işlevselliği buluşturan ürünleriyle dikkat çekiyor.
Almanya’da üç, Fransa’da bir olmak olmak üzere toplam dört üretim tesisinde 600 çalışanı bulunan Burgbad, net karını yüzde 83 artırarak tarihinin en başarılı performansını sergilediği 2006 yılının ardından, 2007 yılında da başarısını sürdürdü. Kısa ya da uzun vadeli borcu bulunmayan Burgbad, 73.7 milyon Avro’luk cirosunun yüzde 50’ye yakın bölümünü yurtdışı satışlarından elde ediyor. Burgbad’ın İngiltere, Hollanda, Avusturya, Danimarka ve ABD’de satış ofisleri bulunuyor.
28 Nisan 2008 tarihinde İstanbul’da imzalanan satın alma anlaşmasında konuşan Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Yapı Ürünleri Grubu’nun kapasitesi, ürünlerinin kalitesi, tasarım düzeyi ve coğrafi yaygınlığı ile bugün bir uluslararası oyuncu haline geldiğini belirterek, “Bu niteliğe ulaşmamızda Burgbad’ın Topluluğumuza katılmasının da önemli bir katkısı var” dedi.
Burgbad’ın, 40 yılı aşkın geçmişi ile, sektörün en saygın kuruluşları arasında yer aldığını ifade eden Eczacıbaşı, “Biz de, ortaklık görüşmelerimiz sırasında, Burgbad’ın sadece ürün ve hizmetleri ile değil, kurum kültürü ve toplumsal sorumluluk anlayışı ile de seçkin bir kuruluş olduğunu yakından gördük” diye konuştu. Bülent Eczacıbaşı, iki kuruluşun ortaklığının sadece ticari ilgi değil, aynı zamanda kültürel uyum nedeniyle de çok yerinde olduğuna inandıklarını söyledi.
Anlaşmayı imzalamak üzere İstanbul’a gelen Burgbad AG ana hissedarı Annelie Ruddies-Warwitz de, Burgbad’ın kurucusu Dieter Ruddies’in banyo mobilyaları üretmeye başladığı 1966 yılında, Eczacıbaşı Topluluğu’nun kurucusu Dr. Nejat Eczacıbaşı’nın da VitrA markası ile seramik üretimine başladığını hatırlatarak, “Aradan geçen 40 yılı aşkın sürede; banyo mobilyalarının yanı sıra, korozyona ve suya dayanıklı özel bir malzemeden geliştirdiğimiz banyo ürünleriyle Avrupa’da pazar liderliğine ulaştık. Bugün, Burgbad’ı güvenilir ellere teslim etmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Yapı ürünleri alanında yalnız Türkiye’de değil dünyada da önemli bir yer edinen Eczacıbaşı’nın, Burgbad’ın büyümesinde ve yeni pazarlara açılmasında büyük rol oynayacağına inanıyoruz” dedi.
Son 1.5 yıllık dönem içinde Almanlar'ın 94 yıllık seramik kuruluşu Engers'i ve ardından da dünyanın en eski ve bilinen seramik markası Villeroy&Boch’un karo bölümünü satın aldıklarını hatırlatan Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su Dr. Erdal Karamercan ise, “Burgbad’ın dört fabrikasının da eklenmesi sonucunda, yapı ürünleri alanında Avrupa’daki üretim tesislerimizin sayısı dokuza, Türkiye, İrlanda, Almanya ve Fransa olmak üzere dört ülkedeki toplam tesislerimizin sayısı ise 19’a yükselecek” diye konuştu.
Yapı Ürünleri Grubu’ndaki stratejilerini, organik büyümenin yanı sıra, küreselleşmiş markaları bünyelerine katmak üzerine kurduklarını belirten Karamercan, “Hedefimiz, banyo alanında dünyanın en büyük üreticilerinin başında yer almak” dedi.
Eczacıbaşı Yapı Ürünleri Grubu
Eczacıbaşı, 12'si yabancı ortaklı olmak üzere toplam 40 kuruluşu, 2007 sonu itibariyle 9,300'e yaklaşan çalışanı ve 3.2 milyar dolar cirosu ile Türkiye'nin önde gelen sanayi toplulukları arasında yer alıyor. Temel faaliyet alanlarından birini oluşturan Yapı Ürünleri Grubu ise, 1 milyar doları aşan cirosuyla Topluluk gelirlerinde önemli bir paya sahip. Türkiye’deki yapı ürünleri pazarında en geniş ürün yelpazesine, üretim ve satış ağına sahip olan Grubun her kuruluşu, kendi sektöründe lider konumunda bulunuyor. 5000’i aşkın çalışanı bulunan Grup, VitrA, Artema, Engers, Villeroy&Boch ve İntema Mutfak markalarıyla hizmet veriyor.
Eczacıbaşı Yapı Ürünleri Grubu’nun Türkiye, Almanya, İrlanda ve Fransa’da bulunan tesislerindeki yıllık üretim kapasitesi; 5 milyon adet seramik sağlık gereci, 35 milyon m2 seramik kaplama malzemesi, 3 milyon adet armatür, 350 bin adet banyo küveti, 550 bin adet klozet kapağı, 150 bin adet gömme rezervuar, 120 bin modül banyo mobilyası (Burgbad hariç), 2.5 milyon adet banyo aksesuvarı ve 100 bin ton yapı kimyasalından oluşuyor.
Dünyada son
dönemde saydamlık, bürokrasinin azaltılması, harcamaların denetimi gibi
faydaları nedeniyle devletlerin de harcamalarında kredi kartı
kullanmaya başladığı görülüyor. Kurduğu sistemden 4 trilyon doların
üstünde ödemenin geçtiği Visa ödeme sistemleri Türkiye’de de devlete
kart çıkarmayı öneriyor.
İngiltere ve ABD’in de dahil olduğu 19 ülkede Visa’nın bankalarla bu
yönde sistemler kurduğunu söyleyen Visa Europe Türkiye Genel Müdürü
Berna Ülman, “Bankalarla tüketiciler için kart çözümleri üretiyoruz.
Ancak birçok ülkede devletler için de benzer çözümler ürettik. Bu
ülkelerde devlet satınalmalar, harcırahlar, kamu araçlarına benzin
alımları gibi harcamalarını kartla yapıyor. Türkiye’de de bu uygulama
için Maliye Bakanlığı da dahil olmak üzere çeşitli kamu otoritelerine
öneriler sunduk” dedi.
İngiltere tasarruf etti
Dünyada en büyük ürün ve hizmet satınalmalarını devletlerin
gerçekleştirdiğini belirten Ülman, “Bazı araştırmalara göre, her 1
milyar dolarlık kamu harcamasında, kart kullanılması durumunda 100
milyon dolar tasarruf edilebileceği hesaplanmış.
Türkiye’de devlet geçen yıl 47 milyar YTL nihai tüketim harcaması
yaptı. Bu alımların sadece dörte biri kartla yapılsaydı tahminen yıllık
2 milyar YTL (yaklaşık 1.53 milyar dolar) tasarruf sağlanabilirdi.
İngiltere’de kamu satın almalarında kart kullanmaya başlandığından bu
yana 1000’i aşkın program ile 4 milyar dolar harcandı. 665 milyon dolar
tasarruf edildiği görüldü” diye konuştu.
Amerika istihdam yarattı
Güney Kore’de kartlara yönelik sağlanan çeşitli teşviklerle iki yılda
vergi gelirlerinin yüzde 65 artırıldığını söyleyen Ülman, Amerika’da 10
milyar dolarlık tüketim harcamasının ve 1.3 milyon kişilik istihdamın
sadece kart etkisiyle gerçekleştiğinin hesaplandığını belirti.
Kart kullanımının kayıtdışılığı azalttığını savunan Ülman şöyle devam
etti: “Elektronik ödemenin yaygınlaşması, nakit ekonomisinin
sınırlandırılması anlamına geliyor. Bu aynı zamanda kayıtdışı ekonomiye
karşı panzehir görevi görüyor. Önemli bir kaynak sistem içinde kalıyor
ve yatırıma, istihdama dönüşebiliyor. Amacımız banka kartı kullanımını
da yaygınlaştırmak. ATM kartlarıyla sadece taksitlendirme
yapımıyorsunuz. Bunun dışında her tür işleminizi yapabiliyorsunuz.”
Güney Kore’de devletin kartla harcama yapılması durumunda
işyerlerine 1 puan KDV iadesi yaptığını söyleyen Ülman şunları söyledi:
“Bu ülkede kişilere, yıllık gelirlerinin onda birini veya daha
fazlasını kartla harcamaları durumunda oluşan rakamın yüzde 10’u kadar
vergi muafiyeti sağlanıyor. Ayrıca kredi kartı slipleri loto bileti
olarak kullanılıyor. Üç yılda kayıtdışı ekonominin GSMH’deki payında
yüzde 4’lük bir düşüş, vergi gelirlerin ise yüzde 26’lık artış
sağladılar. Arjantin banka kartı ya da kredi kartıyla alışveriş yapan
tüketicilere 5 ve 3 puan KDV iadesi uyguluyor. Uruguay, turizm
sektöründe kredi kartı kullanımında 9 puana varan KDV iadesi yapıyor.”
ABD ve Avrupa ekonomide durgunluk korkusu yaşarken, Türkiye lüks
tüketimde rekora koşuyor.2007’de Rusya’daki lüks tüketim fuarı sonrası
ilki İstanbul’da yapılan A Plus Lüks Markalar Fuarı’nda bu yıl 2 günde
1.5 milyar dolarlık satış yapılacağı tahmin ediliyor.
Geçen yıl fuarda yine 2 gün içinde ulaşılar satış hacmi 900 milyon
dolar olmuştu. JNR Fuarcılık tarafından 30-31 Mayis tarihlerinde Hilton
Convention Center’da yapılacak olan fuara bu yıl da lüks tüketimin en
tanınan markaları ve dünya sosyetesinin önde gelen isimleri katılacak.
3 MİLYON DOLARA TAKI:
Özellikle 3 milyon dolar tutarındaki kişiye özel mücevher takımları,
700 bin dolarlık el yapımı özel saatler, alınması için sıra beklenen
750 bin dolarlık lüks otomobiller fuarın yine en gözde sektörleri
arasında yer alacağı ifade ediliyor. Bu kez ayrıca Bodrum’da özel
yatların önüne park edilebileceği 23 milyon dolar tutarındaki ultra
lüks villalar, ABD’deki
Miami ve Virgin Adaları’ndaki villalar, 7 yıldızlı oteller, SPA
merkezleri, VIP uçak kiralama ve Harley Davidson motorları satışa
sunulacak.
LİMUZİN SERVİSİ: VIP konuklara yönelik
olarak gerçekleştirilen fuara gelecek ziyaretçiler ilkinde olduğu gibi
özel davetiyelerle limuzinlerle evlerinden alınarak yine evlerine
bırakılacak. JNR Genel Müdür Yardımcısı Elif Keleş, değeri milyar
dolarla ifade edilen farklı sektörlerdeki şirketlerin her birinin kendi
alanında iddialı ünlü markalarıyla fuara katılacağını belirterek "Dünya
genelinde yıllık bazdaki cirosuyla 100 milyar doların üzerindeki
rakamlarla ifade edilen lüks tüketim, özellikle gelişmekte olan
ülkelerdeki giderek pazar payını büyütmeye başladı. Paralel olarak
ülkemizde de lüks tüketim pazarı ciddi bir büyüme gösteriyor. Sektör
temsilcileri bu nedenle Türkiye’de de A Plus tüketicilerin yaşam
tarzlarını kolaylaştıracak en son ürünlerini önümüzdeki fuarla birlikte
görücüye çıkaracak. Fuarda konuklar için fashion-TV’den naklen
yayınlacak bir defile de yapılacak" dedi.
HANGİ SEKTÖRLER VAR:
Keleş fuarda, mücevherat, saat, yatlar, lüks arabalar, mobilyalar,
Bankalar ve kredi kartları, spa otelleri, elektronik ve elektrikli ev
aletleri, antikalar, içkiler ile moda ve moda eksesuarları ile lüks
yaşam tarzındaki tüm ürün temsilcileri yer alacağını da sözlerine
ekledi.
Türkiye’de geçen yıl yüzde 35 büyüyen Hewlett Packard (HP), ilk defa
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başkenti Johannesburg’da açtığı yeni HP
ürünlerinin test edileceği mağazaları, ikinci ülke olarak Türkiye’de
açmayı planlıyor.
Bir yıl içinde açılması planlanan mağazada, baskıdan, oyunlara, dizüstü
bilgisayarlara kadar yeni çıkan bütün ürünler test edilebilecek.
Bir yıl içinde açılacak: HP
Ortadoğu, Akdeniz ve Afrika (MEMA) Kişisel Sistemler Grubu Başkan
Yardımcısı ve Genel Müdürü Jos Brenkel, yeni açacakları test amaçlı 20
metrelik mağazalarda HP ürünlerinin tamamının bulunacağını belirterek,
bu mağaza konseptini Güney Afrika’nın ardından açacakları ilk
ülkelerden birinin Türkiye olacağını söyledi. Gelecek bir yıl içinde
Türkiye’de bu mağazayı açabileceklerini aktaran Brenkel, bu mağazaların
kanal stratejilerinin bir parçası olduğunu, bunlara HP’nin değil
kanalın sahip olacağını kaydetti.
Türkiye'ye farklı tasarım:
HP’nin gelişmekte olan ülkelere üç yolla yatırım yaptığını dile getiren
Brenkel, çalışanlara yatırıma devam edeceklerini, pazarlama
faaliyetlerini geliştireceklerini kaydetti. Brenkel, ürün tasarımlarını
Çin, Hindistan ve Rusya
gibi gelişmekte olan ülkeler için farklı yaptıklarını ve bu ülkelerin
arasına Türkiye’yi de katacaklarını vurguladı. Brenkel Türkiye’nin
bilgi teknolojileri kullanımında bölgede potansiyel ülkeler arasında
yer aldığını kaydetti. HP Türkiye, geçen yılı yüzde 35’lik büyümeyle
kapattı. Jos Brenkel, Türkiye’de geçen yılki büyümelerinin iyi olduğuna
da değinerek, "Türkiye’de, özellikle KOBİ alanında fırsat var. Ankara kamu odaklı, İstanbul’da
doygunluk var. Diğer illere odaklanacağız. KOBİ ve tüketici odaklı
olarak büyümemize devam edeceğiz. Pazarın büyümesi için finansal çözüm
üretmek gerekiyor" dedi.
Tasarım en önemli konu: Türkiye’de,
perakende ve dağıtıcı kanallarının iyi yönetildiğini ve bu alanda
değişim düşünmediklerine de işaret eden Jos Brenkel, tüketici pazarında
ise en büyük meydan okumanın ürün tasarımı olduğunu belirtti. Özellikle
dizüstü bilgisayarlarda tasarımın önemi büyük. Satın almada teknoloji
ikinci bakılan nokta olurken, satın alma deneyimi de üçüncü önemli konu.
Pazar notebooka kayıyor Çinli markaların şansı yok
Türkiye’de
notebook’ta yüzde 24’le pazar lideri olduklarını belirten Jos Brenzel,
"Bu yıl da benzer büyüme rakamları bekliyoruz. PC’de pazar payımız
yüzde 19, notebook’ta yüzde 24. Masaüstünde Çin
malları ve yerli markalar iyi konumda ama pazar notebook’a kayıyor.
Notebook’ta Çinli markalar çok yok. Bu segmentte teknoloji önemli.
Çinli markaların ve yerli markaların pazar payları azalacak" dedi.
Martin Wolf Financial Times’ın baş ekonomi yazarı. Dünya çapında ağırlığı olan bir iktisatçı ve yazar Martin Wolf, bugün gelinen noktada dünya için geleceğe dönük dinamik politika adımları gerektiren, dört temel risk konusu görmekte.
Dün bu sütunda vurguladım. Özellikle ABD’de finansal sektörde sorunlar aşılmaya başlandı. Reel sektör de çok kötü durumda değil şu esnada. Avrupa yeni yeni, hafif de olsa, yani çok şiddetli olmasa da, finansal ve reel sektörlerde bozulmalar yaşamakta.
Wolf’a göre bugün durduğumuz noktada geleceğe dönük riskler ne?
Birincisi, bugünden geleceğe baktığımız zaman, uluslararası ödemeler ve sermaye hareketlerinde bir takım uyum gelişmeleri gerekiyor. Bir yerde biriken tasarruflar, tasarruf ve fon sıkıntısı olan yerlere aktarılmak zorunda ki, dünya çapında dengeye düzenli şekilde gelinsin. İşte bu uyum hareketleri, özellikle de gelişen ekonomilerin bazılarında (biz vurgulayalım, mesela Türkiye’de?) yeni finansal krizler çıkartmadan gerçekleştirilebilir mi? Bu önümüzdeki bir-iki yılın sorunu olarak görülüyor.
Gündeme getirilen ikinci risk (ki Türkiye için de çok önemli bir risk bu) para politikası büyük bir emtia fiyatı zıplaması (şoku?) da gündemde iken, nasıl yönetilecek? Anti enflasyonist görüştekiler tüm diğer değişkenlerin fiyatlarının aşağıya bastırılması gerektiğini vurguluyorlar. Ama bu yaklaşım dikkatli bakılırsa, uzun süreli düşük dozda büyüme demek. Diğer taraftan emtia fiyatlarındaki enflasyon ne kadar uzun sürerse, bu teze karşı çıkmak da o kadar zorlaşacak gibi görünüyor.
Üçüncüsü, bu kadar kötü bir şekilde adeta sorumsuzca davranmış ve acı sorunlar üretmiş bir finansal sistem hakkında ne yapılması gerekiyor? Finansal kesimdeki regülasyonun değişmesi gerektiği artık ortada da, bu değişim ne kadar radikal olmak zorunda? Ülkelerin ve global finansal sistemin yapısını daha az krize dönük yapmak için, finans sisteminin esneklik ve yaratıcılık özelliklerini ortadan kaldırmadan atılabilecek adımlar ne olmalı?
Ve tabii dördüncü ve en önemli risk konusu ve ekonomik politika sorusu olarak, dünya çapında acaba liberal ve global anlamda entegre bir ekonomik yapıyı destekleyecek bir siyasi konsensus hem gelişen ve hem de gelişmekte olan ülkelerde devam edebilir mi? Hem gelişen ülkeler hem de gelişmekte olan ülkelerde yaşanan son yılların en parlak ekonomik değişim dönemi bu krizde gerçekleşenler sonrasında desteğini kaybedebilir mi? İnsanlar, bugün birçok yerde finansal kaos yaşarken, düşen konut fiyatları birçok aileyi tehdit ederken, uzun süre olabilecek durgunluk gündemde iken ve temel gıda maddeleri ve enerji başta olmak üzere birçok emtiada fiyat şokları ve arz sorunları yaşanırken nasıl globalleşme ve serbestleşmeye inanmaya devam edebilirler?
Martin Wolf 23 Nisan günkü köşe yazısındaki analizinde bu temel risk ve politika sorunlarının altını çizmiş ve bugünün kritik bir dönemeç olduğunu vurgulamış. Doğru yöne doğru gitmeye ise, sadece insanlar kendileri karar verebilir diyor! Ama bu dönemeçte doğru yöne dönmek için gerçekleştirilmesi gerekecek tercihler kolay olmayacak diyerek bitiriyor.
Tüm dünyada, en keskin dönemeçte, en zor tercihlerin karşısında bulunan ülkenin belki de Türkiye olduğunu, biz anlıyor ve düşünüyor muyuz? Yoksa kaşınmaya devam mı edeceğiz?
Fortune Dergisi 2007 yılı için hazırladığı Fortune 500 listesinde bu
yıl en fazla kaybedenlerin hangi şirketler olduğunu açıkladı.
Global durgunluk, Amerika’da tüketim harcamalarının düşmesi, kredi
krizi nedeniyle listeye giren 20 şirketten 16’sının zararı 1 milyar
doların altına inmedi. Birinci olan General Motors’un (GM) zararı ise
38.73 milyar dolara ulaştı. Listeye giren firmaların çoğunluğunu
otomobil üreticileri, bankalar ve öğrencilere kredi sağlayan kuruluşlar
oluşturdu.
Kimin zararı ne kadar?
GM:
Detroitli GM bu yıl en zor günlerini geçirerek 38.74 milyar dolar zarar
yazdı. Fortune 500 listesinde dördüncü sırada bulunan GM, en büyük
zararı üçüncü çeyrekte yaşarken bunda artan gaz fiyatları, hammadde
fiyatlarındaki artış ve Toyota’nın yeni tip araçları etkili oldu.
SPRINT: ABD’li
telefon operatörü Sprint, CEO’su Gary Forsee’yi dördüncü çeyrekte
görevden aldı. Ancak, Nextel birleşmesinin yarattığı 29.58 milyar
dolarlık zarardan kurtulamadı. Nextel’in networkünün CDMA veya GSM’e
dayalı olmaması Sprint’e 2.8 milyon kullanıcı kaybettirdi.
MERRILL LYNCH:
Fortune 500 listesinde 30’uncu sırada yer alan yatırım bankası Merrill
Lynch’in 2007 zararı 7.77 milyar dolar oldu. Wall Street’in en agresif
oyuncusu olan Merrill Lynch mortgage pazarıyla birlikte bir patlama
yaşadı. CEO Stan O’Neal görevde alındı. Mortgage’a dayalı tahvillerin
sanıldığı kadar değerli olmadığı gerçeğiyle yüz yüze kalındı.
ADVANCED MICRO DEVICES:
(AMD) Listede 406’ıncı sırada yer alan AMD’nin 2008 zararı 3.38 milar
dolar oldu. Dünyanın ikinci büyük çip üreticisi AMD yeni jenerasyon
Opteron ve Phenom çiplerini zamanında yetiştiremeyince Intel’in
gerisinde kaldı. Bu da borçların artıp gelirlerin düşmesine yol açtı.
AMD ayrıca grafik kartı üreticisi ATI’ye gereğinden fazla ödeme
yaptığını açıkladı. Şirket ATI’yi 2006’da 1.6 milyar dolara aldığını
açıklamıştı.
FREDDIE MAC: Listede 54’üncü sırada yer
alan hükümet destekli mortgage alıcısı Fredie Mac’in 2007 yılındaki
kaybı 3.09 milyar doları buldu. Bunda da gayrimenkul piyasalarındaki
çöküş etkili oldu.
DELPHI: Listede 92’nci sırayı alan
yedek parça üreticisi Delphi’nin geçtiğimiz yıl toplam kaybı 3.07
milyar doları buldu. 3 yıl önce iflasıon eşiğie gelen şirket hala
kendisine karlı bir yol bulmaya çalışıyor. Çalışan maaşlarını ve sağlık
harcamalarını kısarak maliyet düşürmek için birliklerle anlaşma yapan
Delphi’nin kaybı ise 2006 yılına oranla azaldı.
FORD MOTOR:
Geçtiğimiz yılı 2.72 milyuar dolar zararla kapatan Ford Fortune’un
listesinde 7’nci sırayı alıyor. Otomobil satışlarının düşmesinin
yanısıra Ford Amerika’da da önemli ölçüde pazar payı kaybetti.
GMAC:
Fortune’un listesinde 78’nci sırada olan GMAC’in 2007 kaybı 2.33
milyuar dolar. Tüketici sağlayan firmanın bir prtağı da GM. Morgage
krizi nedeniyle zor günler geçiren şirket 5 bin çalışanını işten
çıkardı.
PULTE HOMES: Fortune 500’de 282’inci alan ve
geçtiğimiz yıl 2.26 milyar dolar zarar yazan şirket Amerişka’nın en
büyük ikinci müteahhitlik firması konumunda. Şirketin sattğı evlerin
değeri 5 milyar dolar düştü. Sahip olan arsaların değerindeki düşüş ise
2 milyar dopları buldu.
Açığa Satış İşlemleri:
Açığa satış; yatırımcının elinde karşılığı bulunmamasına rağmen
fiyatların ileride düşeceği beklentisiyle menkul kıymetin satışını
gerçekleştirmesi, kıymetin teslim zamanı geldiğinde ise kıymeti
piyasadan alıp teslim etmesi işlemidir.
Açık Piyasa İşlemleri (APİ) (Open Market Operations): Para
politikası uygulaması çerçevesinde, merkez bankaları bünyesinde para
miktarının artırılıp azaltılması amacıyla, hazine kağıtlarının alım ve
satımının (kesin alım, kesin satım, geri satım vaadiyle alım
(repurchase agreements), geri alım vaadiyle satım (reverse repurchase
agreement)) yapılması işlemleridir. Bankalararası Para Piyasası
işlemleri de “Açık Piyasa İşlemleri” kapsamı içerisindedir. Türkiye
Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde bu tür işlemler, Açık Piyasa
İşlemleri ve Para Piyasası Müdürlükleri tarafından yürütülmektedir.
Açık Pozisyon (Short Position): Döviz, altın, menkul kıymet
gibi bir finansal araç üzerinden sahip olunan varlıkların aynı cinsten
yükümlülükleri karşılayamayan kısmıdır. Örneğin 10 milyon ABD doları
yükümlülüğe karşı 5 milyon ABD doları varlık bulunduruluyorsa aradaki 5
milyon ABD doları, açık ABD doları pozisyonunu ifade eder.
Akreditif: İhraç edilen malların bedellerinin ödenmesi
konusunda belirli şartların yerine getirilmesi halinde ödemenin
yapılacağına ilişkin bir çeşit teminattır. Akreditif işlemlerine
bankalar veya diğer finans kurumları aracılık etmektedir. Bu
doğrultuda, akreditif, finans kurumlarının belirli bir süre için,
belirli bir miktar ve üçüncü bir kişi lehine yabancı ülkedeki bir
muhabir bankaya kendi nezdinde kredi açması için gönderdiği bir tür
teminat mektubudur.
Aktarım Mekanizması: Para politikası araçlarına yönelik alınan
kararların çeşitli kanallarla toplam talebi ve bu şekilde üretim,
tüketim ve istihdam gibi reel ekonomik aktiviteleri etkilemesini
sağlayan mekanizmadır. Kısa vadeli faiz oranlarını para politikası
aracı olarak kullanan merkez bankalarının faiz kararları ekonomiyi
temel olarak dört kanal aracılığıyla etkilemektedir. Kısa vadeli faiz
oranına ilişkin alınan kararlar; beklentiler, faiz, varlık fiyatları ve
döviz kuru yoluyla tüketici ve üreticilerin harcama, tasarruf ve
yatırım kararlarını şekillendirmekte ve bu süreç toplam talebi,
dolayısıyla da ekonomik aktiviteyi ve enflasyonu etkilemektedir.
Alım Opsiyonu (Türk Dil Kurumunun İktisat Terimleri Sözlüğü'nde 'Call Option'ın Türkçe karşılığı olarak yer alan ifade):
Opsiyon, sahibine, opsiyona konu olan kıymeti, kontratta yazan
fiyattan, kontrat vadesinde herhangi bir yükümlülük doğurmadan alma
hakkı verir. Bu tür bir mali araçta, vadede, opsiyona konu olan
kıymetin fiyatı kontrat fiyatının altında gerçekleşirse opsiyon sahibi
bu hakkını kullanmaz ve işlemini daha düşük olan piyasa fiyatından
gerçekleştirebilir.
Alış (Bid): Piyasa katılımcılarının, piyasada işlem gören değerleri (döviz, menkul kıymet gibi) almaya istekli oldukları fiyattır.
Alış – Satış Farkı (Spread): İşlem gören herhangi bir kıymetin, alış ve satış fiyatı arasındaki farkı ifade eder.
Analitik Bilanço/TCMB Analitik Bilançosu: Analitik bilanço
genel bir ifade ile bilançonun aktif ve pasif kalemlerinde yer alan
hesapların birbiriyle netleştirilerek uygun bir gruplama altında
toplulaştırıldığı bilançodur. TCMB Analitik Bilançosu ise, TCMB
bilançosunda yer alan kalemleri toplam olarak düzenlerken para
politikasının etkin işleyişinde geçerli kalemleri dikkate alan ve
ayrıntıları içermeyen bilançodur. Para politikasının işleyişine uygun
olarak toplulaştırılmış ‘Aktif Kalemler’ başlığı altında ‘Dış
Varlıklar’ ve ‘İç Varlıklar’ yer alırken ‘Pasif Kalemler’ başlığı
altında ise ‘Toplam Döviz Yükümlülüklerimiz’ ve ‘Merkez Bankası Parası’
yer almaktadır.
Arakazanç Ticareti (Türk Dil Kurumunun İktisat Terimleri Sözlüğü'nde 'Carry Trade'in Türkçe karşılığı olarak yer alan ifade):
Daha düşük getiri sağlayan bir para biriminden borçlanarak alınan
krediyi daha yüksek getiri sağlayan bir para birimine yatırım yaparak
değerlendirmektir.
Arbitraj: Herhangi bir menkul kıymetin, dövizin veya malın bir
piyasadan alınıp diğer bir piyasada satılarak (kıymetler birbiri ile
değiştirilerek) risksiz bir şekilde kar edilmesi işlemidir. Arbitraj
işlemleri piyasalar arasındaki fiyat farklılıklarının azalmasına yol
açar. Günümüzde iletişim teknolojisinin artması ve bilgiye ulaşma
maliyetinin düşmesi ile piyasalar arası fiyat farklılığı son derece
düşük olmakta, ortaya çıkan farklılıklar anlık olarak bu tür işlemlerle
ortadan kalkmaktadır.
Ayı Piyasası (Bear Market): Fiyatların düştüğü piyasaları ifade eder.
Bankalararası Para Piyasası: Bankalar arasında kısa vadeli
fonların alınıp satıldığı piyasalardır. Türkiye Cumhuriyet Merkez
Bankası bünyesinde aynı adla işlem gören piyasada bankalar kendilerine
tanınan limitler çerçevesinde, önceden belirlenen vadelerde TL
alım-satım işlemi gerçekleştirmektedirler. Bu piyasada, TCMB aracı
konumu üstlenmekte olup (blind broker) alım-satımı gerçekleştiren
taraflar birbirlerini bilmeden TCMB üzerinden (TCMB'yi taraf kabul
ederek) işlemlerini gerçekleştirmektedirler. Para politikası
uygulamasında önemli bir fonksiyona sahip olan bu piyasada TCMB
doğrudan faiz belirleyerek kısa vadeli faizleri yönlendirebilmekte ve
son kredi mercii fonksiyonunu yerine getirmektedir. TCMB dışında,
bankaların kendi aralarında bu tür işlemleri gerçekleştirdikleri
ikincil piyasalar da mevcuttur.
Banknot: Taşıyana, üzerinde yazan miktarın ödenmesinin,
çıkaran kuruluş tarafından garanti edildiği faiz taşımayan
kıymetlerdir. Yasal ödeme aracıdır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
TL Banknot basmaya yetkili tek kurumdur.
Basit Faiz: Bir yatırımın, yatırım dönemi süresince sadece anaparasının kazandığı faiz oranıdır.
Baz Puan (Basis Point): Faiz oranlarındaki değişimi ifade eden
bir ölçüm birimidir. Noktadan sonraki 4 üncü haneye karşılık gelir
(0.0001). Örneğin fazi oranının % 65.25’den % 66.75’e yükselmesi
durumunda 150 baz puanlık bir artış söz konusudur. Diğer bir deyişle
baz puan % 0.01’e karşılık gelmektedir.
Benchmark (Ölçüt): Ölçüm ve karşılaştırma kriteri anlamında
kullanılmaktadır. Örneğin portföy yönetiminde, benchmak portföy, bu
yapı dışında oluşturulan portföylerin performans (getiri ve risk
anlamında) başarısının ölçümüne esas alınan portföydür. Diğer bir
örnek; benchmark menkul kıymetler, piyasada yeterince likiditeye sahip,
ihraç eden kurum tarafından bu özelliğinin devam ettirilmesi söz konusu
olan ve piyasada benzer ihraçlar için bir referans teşkil eden
kıymetlerdir.
BIS (Bank for International Settlement): Parasal ve finansal
istikrarı sağlamaya yönelik olarak merkez bankaları ve diğer kurumların
kendi aralarındaki işbirliğini artırmak amacı ile kurulmuş uluslararası
bir organizasyondur. 1930 yılında kurulmuş olup, İsviçre’nin Basel
kentinde yerleşiktir. Sermayesi altın frank şeklinde ifade edilmekte
olup, 1 altın frank 0.29 gram altını temsil etmektedir. Türkiye
Cumhuriyet Merkez Bankası 5000 altın frank ile bankanın hissedarıdır.
Bileşik Faiz: Bir yatırımın yatırım dönemi boyunca kazandığı
faizin de yeni yatırım döneminde yatırıma tabi tutulması sonucu elde
edilen getiriyi gösteren faizdir. Diğer bir deyişle faizin de faiz
kazanmasıdır.
Birikmiş Faiz: Bir yatırımın, yatırım dönemi içerisinde, ödeme
tarihine kadar üzerinde biriken faizdir. Örneğin, 6 ayda bir dönemsel %
30 kupon ödemeli 100 YTL ' den ihraç edilen bir devlet tahvilini almak
için, piyasa oranının değişmediği varsayımı ile 3 ay sonra ödenmesi
gereken fiyat yaklaşık 115 YTL’ dir (dönem sonunda toplam 30 Y TL faiz
kazanması için, bu durumda ikinci 3 ay için % 13.04’ lük bir getiri söz
konusudur). Buradaki 15 YTL yatırımın üzerinde biriken faizi ifade
etmektedir.
Birincil Piyasa (Primary Market): İlk ihraçların yapıldığı
piyasadır. Bir yatırım aracının örneğin bir menkul kıymetin ilk defa
piyasaya sürülmesi (satılması) birincil piyasa işlemidir. Benzer
şekilde, devlet iç borçlanma senetlerinin, Hazine Müsteşarlığı
tarafından ihale yöntemi ile satımı da bir birincil piyasa işlemidir.
Bu senetlerin daha sonra yatırımcılar arasındaki alım-satımları ise
ikincil piyasa olarak adlandırılan piyasalarda gerçekleşmektedir.
Boğa Piyasası (Bull Market): Fiyatların yükseldiği piyasayı ifade eder.
Bono: Vadesi 1 yıldan kısa olan, çıkaran kurum tarafından
öngörülen vade sonunda belli bir bedelin ödenmesinin taahhüt edildiği
menkul kıymetlerdir. Hazine Müsteşarlığı tarafından çıkarılan bir
yıldan kısa vadeli ihraçlar, Hazine Bonosu adı altında işlem
görmektedir. İngilizce karşılığı olan “Bond” ifadesi ise, ABD Hazinesi
ihraçları için, 10 yıldan uzun vadeli kıymetleri ifade etmektedir
(maksimum 30 yıl). Benzer şekilde “note” ifadesi 1-10 yıl arası, “bill”
ifadesi ise 1 yıl ve daha kısa ihraçlara yönelik olarak
kullanılmaktadır.
Borçları Ödeyememezlik Riski (Türk Dil Kurumunun İktisat Terimleri
Sözlüğü'nde 'Default Risk'in Türkçe karşılığı olarak yer alan ifade): Borcun geri ödenmeme riskini ifade etmektedir.
Broker: Alım ve satım işlemlerine belli bir komisyon karşılığı
aracılık eden, işlemleri kendi adına ancak taraf olduğu kişi veya
kurumlar hesabına yapan işlemcilere verilen isimdir.
Bütçe Dengesi (Budget Balance): Bir işletmenin veya devletin gelir ve giderleri arasındaki farktır.
Cari Açık: Bir ülkenin ihraç ettiği mal ve hizmetlerden elde
ettiği gelirin, ülkenin yurt dışından ithal ettiği mal ve hizmetlere
yaptığı ödemelerden az olmasıdır.
Cari Kur: Döviz piyasalarında aynı gün takası gerçekleşen dövizin alım - satımında kullanılan kur anlamına gelmektedir.
Çapa (Nominal Anchor): Ekonomik karar alma süreçlerinde
referans olarak alınan büyüklükleri ifade etmek için kullanılır.
Örneğin kur çapası kavramı, Merkez Bankasının kur için belli öngörüleri
sonrasında, diğer ekonomik birimlerin de bu öngörüye güven duyması ile
birlikte, alınan ekonomik kararlarda kurun, kurdaki artışın esas
alınması ve fiyat, ücret artışı, yatırım gibi kararlarının kur
politikası çerçevesinde şekillenmesini ifade eder. Bu tür bir çapaya
(politikaya) güvenin olmaması halinde, seçilen büyüklükler bu
özelliklerini kaybederler. Parasal büyüklükler, faiz oranları,
enflasyon, büyüme oranları “çapa” olarak kullanılan büyüklüklerdir.
Özellikle son yıllarda, kur ve faiz oranı gibi büyüklüklerin çapa
olarak kullanımında ortaya çıkan güçlükler, enflasyonun bu amaçla
kullanımını yaygınlaştırmıştır.
Çapraz kur: İki yabancı para ve bu iki paranın her birinin bir
üçüncü yabancı para (genellikle ABD doları) ile arasındaki parite
olarak tanımlanan döviz değişim kurudur.
Çekirdek Enflasyon (Core Inflation): Tüketici, üretici ve
toptan eşya fiyat endeksleri gibi genel kullanıma açık mal ve hizmet
sepetlerinden oluşan enflasyon endekslerinin temel enflasyonist
eğilimleri tam olarak yansıtmadığı varsayımı ile, bazı mal grupları ile
fiyat değişmelerine yol açan bir takım unsurların enflasyon endeksinden
çıkarılması sonucu ulaşılan bir enflasyon tanımıdır. Bu amaçla, dışsal
etkilere (enerji fiyatlarında artış, mevsimsel koşullar, maliye
politikası vs) daha açık olan ve geçici nitelikler taşıyabilen, enerji,
temel gıda maddeleri fiyatları ve dolaylı vergiler bu tür enflasyon
hesaplamaları içerisine katılmamaktadır. Amaç, fiyatlar genel
seviyesindeki değişimi sürekli kılan unsurları tespit etmek ve bunlara
yönelik daha gerçekçi politika kararları alabilmektir. Özellikle,
enflasyon hedeflemesine yönelen ülkelerde bu türden alternatif endeks
oluşumları değişik formları ile kullanılmaktadır.
Dalgalı (Serbest) Kur Sistemi (Free Floating): Kurun hiçbir müdahale olmadan tamamen piyasada oluşan arz ve talep koşullarında belirlendiği sistemleri ifade eder.
Dealer: Alım-satım işlemlerinde kendi nam ve hesabına hareket eden kişi ve kurumlara verilen isimdir.
Deflasyon: Fiyatlar genel düzeyinde sürekli bir düşüş durumunu ifade etmektedir.
Deflatör: Parasal terimlerle (nominal) ifade edilmiş olan bir
iktisadi büyüklüğün (örneğin ücretler, hammadde fiyatları, maliyetler
vb.) değerinin gerçek değere (reel) çevrilmesinde kullanılan fiyat
endeksini ifade eder.
Değişken Faizli İhraçlar (Floating Rate Notes): Getirisi,
ihracı sırasında sabitlenmeksizin önceden belirlenen başka değişkenlere
bağlanan kıymetlerdir. Gerçekleşen enflasyona veya LIBOR gibi
uluslararası faiz oranlarının, örneğin geçmiş 3 aylık ortalamasına
endekslenen ihraçlar bu türe girmektedirler. Getiri (faiz)
oranlarındaki belirsizliğin arttığı ve fiyat oluşumlarının güçleştiği
ortamlarda, hem ihraç eden hem de yatırımı yapan kişi ve kuruluşlar
açısından riski daha düşüktür.
Devalüasyon: Ulusal paranın yabancı paralar karşısındaki
değerinin azalmasını ifade eder. Örneğin, Yeni Türk Lirasının ABD
doları karşısındaki değerininin 1,2 YTL’den 1,3 YTL’ ye düşmesi, YTL’
nin (ABD dolarının değer kazanması) 0,1 Lira değer kaybetmesi
anlamındadır.
Dezenflasyon: Fiyat artış hızının azalması anlamına
gelmektedir. Yüksek enflasyondan düşük enflasyona geçiş sırasında
yaşanan düşen enflasyon sürecini ifade etmektedir.
Disponibilite: Mevduat kabul eden bankaların taahhütlerine
karşılık olarak nakit veya kolaylıkla nakde çevrilebilir, diğer bir
ifadeyle likiditesi yüksek değerler bulundurma zorunluluğu olarak ifade
edilmektedir. Bankalardaki mevduat ile bu mevduata karşılık bulundurmak
zorunda oldukları nakde çevrilebilecek değerler arasındaki ilişkiyi
ifade eden disponibilite oranı piyasanın likiditesini etkileyen bir
para politikası aracı olarak kullanılmaktadır.
Dolarizasyon: Bir ülkedeki yerleşiklerin değişim aracı, hesap
birimi ve değer biriktirme aracı olarak kendi ulusal paraları yerine
yabancı para kullanmalarıdır. Tam dolarizasyon, bir ülkenin ulusal
parasını tamamen terk edip, yabancı para birimini resmi para birimi
olarak kabul etmesidir. Kısmi dolarizasyon; bir ülkede ekonomik
birimlerin, yüksek enflasyon ve belirsizlik ortamında ulusal paranın
olası değer kaybından korunmak amacıyla, ulusal para cinsinden finansal
varlıklar yerine yabancı para cinsinden finansal varlıkları seçmeye
başlamasıyla ortaya çıkmaktadır. Genelde dolarizasyonun ilk aşamasının,
yabancı para cinsinden varlıkların değer biriktirme aracı olarak
kullanılmaya başlanması olan ‘varlık ikamesi’ şeklinde geliştiği
görülmektedir. Öte yandan, özellikle gelişmekte olan piyasalarda yakın
geçmişte sıkça yaşanan bankacılık krizleri, iktisat yazınına varlık
dolarizasyonunun yanı sıra ‘yükümlülük dolarizasyonu’ kavramını da
eklemiştir. Yükümlülük dolarizasyonu; ülkedeki bankacılık ve kamu
kesimi dahil olmak üzere tüm ekonomik birimlerin, yabancı para
cinsinden büyük miktarda yükümlülüklerinin bulunmasıdır. Hem varlık hem
de yükümlülük dolarizasyonları tek bir başlık altında toplanarak
‘finansal dolarizasyon’ olarak nitelendirilebilir. Finansal
dolarizasyon, bir ülkedeki yerleşiklerin, hem varlık hem de
yükümlülüklerini yabancı para cinsinden tutma eğilimleri olarak
tanımlanmaktadır.
Dönemsel Faiz: Bir yatırımın fiilen elde tutulma süresince getireceği faizi ifade eder.
Döviz Kuru (Exchange Rate): Ulusal bir paranın, diğer bir ulusal para cinsinden ifadesidir.
Döviz Kuru Rejimleri: Döviz kurları günümüzde özellikle küçük
ve açık ekonomiler için taşıdıkları önem ve reel ekonomiyi doğrudan
etkileme potansiyelleri nedeniyle, uygulanan para politikası
çerçevesinde doğrudan hedef, gösterge veya araç olarak
kullanılmaktadırlar. Döviz kuruna yönelik uygulamalar, bir uçta tamamen
sabit kur sistemi, diğer uçta ise tam serbesti olmak üzere, iki rejim
arasında şekillenmektedir. Tamamen sabit kur sisteminde, ulusal para
yabancı bir para veya paralardan oluşan bir sepet karşısında
sabitlenmekte ve bu değerin sürmesi para otoritesi tarafından bazen
açık bazen de dolaylı olarak garanti edilmektedir. Para Kurulu
(Currency Board) türü uygulamalarda, bir taraftan kur sabitlenirken
diğer taraftan ulusal para arzı tamamen bu kur üzerinden
gerçekleştirilen döviz alış-satışlarına bağlanmaktadır. Tamamen serbest
kur sisteminde ise, döviz kurunun fiyatı doğrudan piyasada oluşan arz
ve talebe göre belirlenmektedir. Ara rejim olarak adlandırılan, Avrupa
Para Sistemine geçiş aşamasında da uygulanan kurun bir band içerisinde
hareketine müsaade eden yapı ile kontrollü dalgalanma (managed float),
sürünen kur (crawling peg) adı altındaki sistemlerde ise, kur belli bir
takım kriterlere göre yönlendirilmekte ve para otoritesi tarafından
gerektiğinde müdahale edilmektedir. Kura yönelik bu tür rejimlerin
seçimi, ülkelerin içinde bulunduğu şartlara göre değişmektedir.
Dünya Bankası (World Bank): 1944 yılı sonrası, Avrupa’nın
yeniden imarına yönelik olarak “International Bank for Reconstruction
and Development” adı altında kurulan uluslararası bir örgüttür. Daha
çok, gelişmekte olan ülkelere uzun vadeli proje kredileri
sağlamaktadır. Son yıllarda görev tanımları içerisine, gelişmekte olan
ülkelerin dış borçları ve yoksullukla mücadele kavramları da girmiştir.
Efektif: Kaydi
forma dönüşmemiş, ekonomik birimlerin fiilen banknot ve bozuk para
olarak ellerinde tuttukları parayı ifade etmek için kullanılan bir
terimdir.
Egzotik Opsiyonlar (Exotic Options): Talep edenin ihtiyacına
göre şekillendirilen opsiyonlardır. “Barrier option” adı altında
opsiyona konu olan kıymetin opsiyonda öngörülen fiyatı, örneğin geçmesi
halinde geçerliliğini yitiren opsiyonlar, ya da “Lookback options” adı
altında belli bir dönemde gerçekleşen örneğin en yüksek fiyatı opsiyona
fiyat kabul eden opsiyonlar bu türe örnektirler.
Elektonik Fon Transferi (EFT): Fonların elektronik ortamda
hesaplar arası aktarımının yapıldığı sistemdir. Türkiye Cumhuriyet
Merkez Bankası bünyesinde ilk olarak Nisan 1992' de işletime açılmış,
Nisan 2000'de ise ikinci nesil adı altında günün ihtiyaçlarına cevap
verebilecek şekilde güncelleştirilmiştir. Şu anda sadece TL üzerinden
işlem yapılmaktadır. Sistemin açılış saati 8.00 olup, katılımcıların en
geç saat 9.00’da kendi sistemlerini açması gerekmektedir. Resmi kapanış
saati 17.30 olup, bu saat Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından
gerek görülmesi halinde uzatılabilir.
Elektronik Menkul Kıymet Transferi (EMKT) : Menkul kıymetlerin
elektronik ortamda hesaplararası aktarımının yapıldığı sistemdir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde bu tür bir sistem Ekim
2000' de faaliyete geçmiştir. Sistemin açılış saati 8.00 olup,
katılımcıların en geç saat 9.00' da kendi sistemlerini açması
gerekmektedir. Resmi kapanış saati 17.30 olup, bu saat Türkiye
Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından gerek görülmesi halinde
uzatılabilir.
Enflasyon: Fiyatlar genel seviyesindeki değişimdir. Bugün için,
parasal bir olgu olduğu ve uzun dönemde parasal bir büyüme olmadığı
sürece enflasyonun artmayacağı genel olarak kabul görmektedir. Toptan
eşya fiyat endeksleri, tüketici fiyat endeksleri, üretici fiyat
endeksleri ve özel kapsamlı TÜFE göstergeleri gibi çeşitli endeksler
aracılığı ile ölçülmektedir.
Enflasyon Hedeflemesi (Inflation Targeting): Merkez bankalarının
genellikle hükümetlerle birlikte, para politikası amacı olarak belli
bir enflasyon rakamını hedeflemeleridir. Bu tür bir uygulamada
hedeflenen enflasyonun, beklentileri etkileyebildiği ölçüde, nominal
çapa görevini üstlenmesi öngörülür. Diğer politikalardan farkı,
enflasyon hedefinin net bir şekilde kamuoyuna duyurulması ve bu konu
ile ilgili doğrudan sorumluluk alınmasıdır. Uygulamada, uygulayıcı
kurum olarak merkez bankaları amaca yönelik bir araç bağımsızlığına
kavuşmaktadırlar. Diğer bir deyişle, merkez bankaları, kur ve faiz
politikalarını enflasyonu kontrol altına almak amacı ile istedikleri
biçimde kullanabilmektedirler. Bu tür uygulamalar, bir ekonomideki tüm
büyüklüklerin nominal çapa özelliğini kaybetmesi sonucu bir zorunluluk
olarak da ortaya çıkabilmektedir. Bu tür bir politikanın başarısı için,
güçlü ve sağlıklı bir mali yapı, enflasyon ile para politikası araçları
arasında gözlenebilir ve istikrarlı bir ilişki, güvenilirlik,
bağımsızlık, hesap verebilirlik ve şeffaflık gibi unsurlar ön koşul
olarak sayılmaktadır.
Enflasyon Risk Primi: Enflasyonun, beklenen enflasyonun üzerinde
gerçekleşmesi halinde oluşacak kaybı telafi etmek amacıyla reel faize
eklenen risk primini ifade etmektedir. Diğer bir ifadeyle, nominal faiz
oranı; reel faiz oranı, enflasyon beklentisi ve enflasyon risk primini
içermektedir. Bu risk primi enflasyonda dalgalanmaların yaşandığı,
belirsizliklerin olduğu ülkelerde söz konusu olmaktadır.
Enflasyon Telafisi: Yatırımcıların reel kayıplara maruz kalmamak
için talep ettikleri, enflasyon beklentisi ve enflasyon risk primi
toplamına eşit büyüklüktür.
Enflasyon Vergisi: Para, tedavüle çıkaran kurum açısından
yükümlülük, talep eden, elde tutan kurum ve kişi açısından ise bir
varlık olarak düşünüldüğünde, enflasyon, parayı ihraç eden kurumun
yükümlülüğünü, parayı elde tutan kurumun ise varlığını reel olarak
azaltır. Bu anlamı ile enflasyon, gelir elde eden açısından vergi
özelliği taşımakta, dolayısıyla vergi gibi satın alma gücünün
transferine neden olmaktadır.
Enflasyona Endeksli Tahvil: Anapara ve faiz ödemeleri
belirli bir fiyat endeksine bağlı olan ve bu şekilde reel değer kaybına
uğramayan tahvillerdir. Bu tahvillerin reel getirisinin enflasyondaki
değişmelere rağmen oynaklık göstermemesi, yatırımcılara öngörülebilir
net bir getiri sunduğundan, bu tahviller riskten korunan yatırımcılar
tarafından tercih edilmektedir.
Etkin Piyasa (Efficient Market): Bu hipotez, bir piyasada işlem
gören kıymetlerin mevcut fiyatlarının, o kıymetlere ilişkin elde
edilebilir bilgilerin tümünü yansıttığını öngörür. Teori, fiyatı
belirleyenin alıcı ve satıcılar olduğu varsayımı ile, işlemcilerin tüm
ulaşılabilir bilgilere aynı anda ve simetrik olarak ulaşabildiğini
varsayar. Bu durumda oluşan fiyatın da denge fiyatı olduğu öngörülür.
Euro Bonolar (Eurobonds): Çıkaran ülkenin veya kuruluşun, kendi ulusal para birimi dışındaki bir para birimi üzerinden ihraç ettiği menkul kıymetlerdir.
Euro Dolarlar (Eurodollars): Amerika Birleşik Devletleri
dışındaki bankalarda veya ABD bankalarının yurtdışı şubelerinde tutulan
ABD doları cinsinden mevduatları ifade etmek için kullanılır. Euro
ifadesi, bu tür mevduatların büyük çoğunluğunun özellikle Batı Avrupa
ülkelerindeki bankalarda tutulmasından kaynaklanır. Ancak, Asya ve
benzeri diğer tüm ülkelerde tutulan ABD doları hesapları da bu adla
anılır. Çok yoğun bir ikincil piyasa hacmine sahiptir.
Faiz: Üretim faktörlerinden sermayenin elde ettiği getiridir. Diğer bir ifade ile paranın kullanım bedelidir.
Faiz Dışı Bütçe Dengesi (Primary Balance): Bütçeden gerçekleştirilen faiz ödemeleri hariç tutularak ulaşılan bütçe dengesidir.
Faktoring: Yurtiçi ve yurtdışı piyasalar için mal ve hizmet
satımı faaliyetinde bulunan firmaların mal ve hizmet satışından doğmuş
ya da doğacak kısa süreli ticari alacak hakkını devretmesi karşılığında
likit fon elde etmesi işlemidir. Bunun yanı sıra, firmalara vadeli
satış bedellerini vadesinden önce tahsil etme imkanı sağlayan finans
kuruluşlarına da ‘faktoring’ kuruluşları denilmektedir. Bu firmalar,
vadeli satış yapmış şirketlerin fatura edilmiş alacaklarını peşin fakat
iskontolu olarak satın alırlar ve vadesi geldiğinde alacağı kendileri
tahsil ederler.
Federal Fon Oranları (Federal Funds Rate): Amerika Birleşik
Devletleri'nde finansal kurumların gecelik bazda borçlanmalarını
gerçekleştirdikleri piyasa faiz oranıdır. Para politikası uygulamasında
temel gösterge niteliğinde olduğundan ABD Merkez Bankası’nın yakın
gözetimi altındadır. ABD Merkez Bankası bu piyasada oluşan günlük
“Federal Funds Rate” lerin kendi açıkladığı orana uygun seyretmesi
amacıyla açık piyasa işlemleri yoluyla piyasadaki günlük rezerv
(kullanılabilir fon) miktarını ayarlar. Örneğin, bu piyasada oluşan
faizler kendi hedef oranın altında ise, diğer bir deyişle piyasada fon
fazlası varsa, bu miktarı açık piyasa işlemleri ile piyasadan çeker.
Finansal Bulaşıcılık /Yayılma (Financial Contingency): Ülkelerin
birinde ya da birkaçında ortaya çıkan sorunlar yüzünden tedirgin olan
uluslararası yatırımcıların benzer özelliklere sahip ülkelerden
yatırımlarını hızla çekmeleri ve bu şekilde olumsuz yatırım
koşullarının diğer ülkelerin finansal sistemlerine de yayılmasıdır.
Finansal Derinleşme: Toplumun her kesimine daha geniş hizmet
seçeneklerinin ulaşabilmesini sağlayacak finansal hizmetlerin
artmasıdır. Finans sektöründe yaratılan fonların, reel kesime aktarılma
oranı olarak da tanımlanabilmektedir. ‘Finansal derinleşme’ terimi
ekonomiler üzerinde getirdiği makro etkiler ile farklı bir anlamda
kullanılabilmektedir. Buna göre daha fazla finansal derinleşme para
arzında artış anlamına gelmekte, para arzındaki artış da beraberinde
ekonomik büyümeyi getirmektedir.
Finansal Kiralama (Leasing): İşletmelerin orta vadeli fon
ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik kullanılan finansman tekniğidir.
Kiracı tarafından seçilip, kiralayan tarafından satın alınan bir malın
mülkiyetini kiralayanda, kullanımını ise kiracıda bırakan, kiracı ve
kiralayan arasında imzalanan bir sözleşmedir.
Fiyat İstikrarı: Para politikasının uzun dönemli temel
amaçlarına (büyüme ve istihdam) yönelik olarak ekonomik birimlerin
karar alma süreçlerinde etkili olmayacak ölçüde düşük ve istikrarlı bir
enflasyon oranını ifade eder.
Forfaiting: Özellikle mal ve hizmet ihracatından doğan ve
belirli bir ödeme planına göre tahsil edilebilecek olan alacakların bir
banka ya da bu alanda uzmanlaşmış bir finans kurumu tarafından satın
alınmasıdır. Uzun vadeli ve kredili ihracat - ithalat işlemlerine
yönelik bir finans aracı olup, genellikle yatırım malları için
kullanılmaktadır.
Forward: İleri tarihli işlemler anlamındadır. Belli bir
kıymetin önceden belirlenmiş bir fiyattan yine önceden belirlenmiş bir
tarihte teslim edilmesini öngörür. İşlemler, genellikle organize
piyasalarda değil, alıcı ve satıcının karşı karşıya gelmesi ile
tarafların ihtiyaçları doğrultusunda gerçekleştirilir. Döviz, menkul
kıymet, mal gibi alım-satıma konu araç üzerinden düzenlenebilen bu tür
kontratlar fiyat riskini bertaraf etmenin yanı sıra spekülatif amaçlara
da yönelik olabilir.
Forward-Forward:
Sözleşmeye konu olan örneğin bir para piyasası işleminde vade, faiz ve
miktar gibi unsurlar üzerinde bugünden anlaşılan, ancak ileri bir
tarihte başlayacak ve daha ileri bir tarihte sona erecek işlemleri
ifade eder. Bu kotasyon 3 ay sonra başlayacak 3 ay vadeli bir işlemi
(işlem vadesi 6 ay) ifade eder.
Future: İleri tarihli işlemler anlamındadır. Belli bir
kıymetin önceden belirlenmiş bir fiyattan yine önceden belirlenmiş bir
tarihte teslim edilmesini öngörür. Forward piyasalardan farkı, organize
piyasalarda standartlaştırılmış (bir kontratın miktarı, kontratların
piyasaya çıkış tarihleri, marjin adı altında bir teminat sistemine
sahip olunması gibi) kontratlar üzerinden işlem görmesidir. Spekülatif
amaçlı yapıldığında, teorik olarak sonsuz kar ve zarar ihtimali vardır.
Hesaben Saklama (Book Entry): Kıymetlerin elektronik
ortamda hesaben saklanmasını ifade eder. Örneğin Hazine ihalesinden
alınan kıymetler, katılımcılar tarafından fiziki olarak talep
edilebileceği gibi (bu kıymetler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
tarafından bastırılmaktadır) makbuz karşılığı elektronik ortamda
katılımcıların hesabına da aktarılabilmektedir. Şahıslar da, makbuz
karşılığı kıymetlerini hesaben saklatabilmektedirler. Fiziki olarak
elde bulunan bir kıymetin, sonradan bir hesaba yatırılması da kıymeti
bu forma sokmaktadır.
İhale (Auction): İhale, İngilizce “auction” auctio kökünden
gelmekte olup kelime anlamı artış demektir. Piyasa ekonomilerinde,
çeşitli mal ve finansal değerlerin kişi veya kurumlara tahsis
yöntemlerinden birisidir. Özellikle, ihaleye konu olacak malın sabit
veya doğrudan belirlenebilir bir fiyatı yoksa ya da malın satıcısı,
malın piyasa fiyatı konusunda emin değilse ihale yöntemi ile satım tam
rekabet koşulları altında bu belirsizliği ortadan kaldırır. İhale
yöntemlerine ilişkin ilk sınıflandırma, 1961 yılında William Vicrey
tarafından yapılmıştır. İhaleler farklı biçimlerde
gerçekleştirilebilir. En yaygın olanı, fiyatların büyükten küçüğe doğru
dizildiği, (satan açısından geliri maksimum, maliyetin minumum olması
anlamına gelmektedir), çoklu fiyat (“Dutch Auction” adını Hollanda'da
çicek satışlarında kullanılmasından almıştır) türü ihalelerdir. Bu
ihalede her katılımcıyla kendi teklif ettiği fiyat üzerinden işlem
yapılmaktadır. Fiyatların küçükten büyüğe sıralandığı ihaleler ise
“English Auction” olarak adlandırılmaktadır. Diğer bir ihale yöntemi
ise “tek fiyat” ihalesidir. Bu ihale türünde arzın ve talebin
eşitlendiği fiyat, ihaleyi kazanan tüm katılımcılara uygulanmaktadır.
Diğer bir deyişle tüm işlemler tek bir fiyat üzerinden
gerçekleştirilmektedir. İki ihale türünün de birbirine göre avantaj ve
dezavantajları söz konusudur. Tek fiyat ihalesinde, bilgi toplamının
maliyeti daha az olup daha fazla katılım sağlanabilir. Çoklu fiyat
ihalesinde ise daha yoğun bir rekabet söz konusu olup satıcı açısından
daha düşük bir maliyet söz konusu olabilir. Ancak, tüm bunlar piyasanın
yapısına ve o günkü koşuluna bağlıdır.
İkincil Piyasa (Secondary Market): Kıymetlerin ilk ihraçları
sonrası işlem gördükleri piyasaları ifade eder. Örneğin, Hazine
Müşteşarlığı tarafından ihraç edilen borçlanma senetlerinin ihraç
sonrası alınıp-satıldığı İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, Tahvil Bono
Piyasası ikincil piyasaya bir örnektir.
Kaldıraç Oranı (Leverage): Borcun öz sermayeye ya da
toplam sermayeye oranıdır. Kaldıraç oranları, işletmenin kaynak
yapısını gösterir ve işletmenin varlıklarının hangi kaynaklarla ne
oranlarda karşılandığının görülmesini sağlar. Bu oranlar ile işletmenin
uzun vadeli borçlarını ödeme gücü gibi mali yapısının durumu hakkında
bilgi edinilebilinir.
Kesin Alış: Bir menkul kıymetin doğrudan alımıdır. Merkez
Bankası tarafından yürütülen Açık Piyasa İşlemleri çerçevesinde, para
politikası uygulamasına yönelik olarak, piyasada kalıcı bir likidite
(para) eksikliğinin olduğu düşünüldüğü durumlarda, Merkez Bankasının
piyasadan kendi porftöyü için menkul kıymet almasını ve karşılığında
sisteme para vermesini ifade eder.
Kesin Satış: Bir menkul kıymetin doğrudan satımıdır. Merkez
Bankası tarafından yürütülen Açık Piyasa İşlemleri çerçevesinde, para
politikası uygulamasına yönelik olarak, piyasada kalıcı bir likidite
(para) fazlasının olduğu düşünüldüğü durumlarda, Merkez Bankasının
piyasaya kendi portföyünden menkul kıymet satmasını, karşılığında
sistemden fazla parayı kesin olarak (bir daha geri verilmemek üzere)
çekmesini ifade eder.
Konsolidasyon: Bir borcun borçlusu tarafından ödenmeyip
zorunlu veya gönüllü olarak vade, faiz, tür ve benzeri yönlerden
yeniden yapılandırılmasını ifade eder.
Konvertibilite: Bir ülke parasının, döviz piyasalarında
başka bir ülke parası ile serbestçe değiştirilebilmesi ve uluslararası
ticari işlemlerde değişim aracı olarak kullanılabilmesidir.
Kredi Arzı Daralması (Credit Crunch): Ekonomide likiditenin
azaldığı, yatırım sermayesi elde etmenin zorlaştığı ve sonuç olarak
kredi arzının daraldığı bir durumu ifade etmektedir.
Kuponlu İhraçlar: Bir menkul kıymetin dönemsel olarak faiz
ödemesini ifade eder. Örneğin, 100.000 TL nominal değerli, 3 ayda bir %
15 kupon faizi ödemeli 1 yıl vadeli bir menkul kıymetin, yatırımcısına
3 ayda bir 15.000 TL lik faiz (kupon) ödemesi yapılması, 1 yıl sonunda
ise anaparasının, 100.000 TL’nin ödenmesi söz konusudur.
Kur Riski: Gelecekte döviz kurunun değerinde yaşanabilecek
dalgalanmalar sonucunda varlıklar ve/veya yükümlülüklerde meydana
gelebilecek değişikliklerden zarar edilmesi ihtimalini ifade
etmektedir. Kur riskinden korunmak için yatırımcıların hem finans hem
de mal piyasalarında pozisyon almaları, birden fazla ülkenin finans
piyasasına yatırım yapmaları ve türev ürün veya piyasaları kullanmaları
gibi yöntemler mevcuttur.
LIBID (London Interbank Bid Rate): Londra Bankalararası Para
Piyasasında, kredibilitesi yüksek bankaların birbirlerinden ABD doları
üzerinden mevduat kabul etme işlemlerinde uyguladıkları faiz oranıdır.
LIBOR (London Interbank Offered Rate): Londra Bankalararası Para
Piyasasında, kredibilitesi yüksek bankaların birbirlerine ABD doları
üzerinden borç verme işlemlerinde uyguladıkları faiz oranıdır. Londra
saati ile 11:00' de sabitlenen bu oran piyasalar tarafından referans
faizi olarak kullanılmaktadır.
Likidite: Döviz, menkul kıymet, gayrimenkul gibi herhangi
bir aktifin kısa sürede ve sorunsuz bir şekilde (değer kaybına
uğramadan) nakde çevrilebilen, kullanılmaya hazır satın alım gücünü
ifade eder.
Likidite Riski: Sahip olunan varlıkların nakit talebini
karşılayamaması riskidir. Bu risk özellikle nakde ihtiyaç duyulduğu
zaman varlıkların satılamaması ve paraya çevrilememesinden
kaynaklanmaktadır. Varlıkların vadelerinin, yükümlülüklerin
vadelerinden daha uzun olması durumu likidite riskini artırmaktadır.
Likidite Senetleri: Piyasadaki likiditeyi düzenlemek ve açık
piyasa işlemlerinin etkinliğini artırmak amacıyla kullanılan kısa
vadeli senet özelliğinde bir para politikası aracıdır.
Maliye Politikası (Fiscal Policy): Hükümetlerin,
istihdam, büyüme ve enflasyon gibi belli amaçları gerçekleştirebilmek
amacıyla gelir toplama (vergilendirme) ve harcama yapma yöntemlerini
şekillendirmeleridir.
Merkez Bankası Bağımsızlığı: Kavramsal olarak merkez
bankalarının kararlarında dış faktörlerden (çoğunlukla politik)
etkilenmeden, kendi öngördükleri para politikası araçlarını serbestçe
kullanabilmelerini ifade eder. Bağımsızlık kavramının içeriği ve
kapsamı son derece geniş olup, tanımlanması zordur. Bu kavramı
sayısallaştırmak, bağımsızlığı ölçmek amacı ile, yasal bağımsızlığı
temsil eden Merkez Bankası Kanunu (hedefleri ve araçları kimin
saptadığı, diğer kamu kurumları ile ne türden bir ilişkiye sahip
olunduğu, başkanın seçilme ve görevden alınma süreçleri vs), ile
uygulamadaki bağımsızlığı temsil ettiği düşünülen, o ülkedeki kurumsal
ve kültürel yapı ile kişisel faktörler kullanılmaktadır. Enflasyonla
Merkez Bankası bağımsızlığı arasında gözlemlenen yakın ilişki bu
kavramın önemini artırmıştır.
Merkez Bankası Müdahalesi: Merkez Bankalarının kısa ve
uzun dönemli para politikaları amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik
olarak piyasalarda alım-satım yapmalarıdır. Müdahale ile müdahale
edilen, döviz ve faiz gibi değişkenlerin piyasa fiyatlarının politika
öngörülerindeki düzeylere düşürülmesi/yükseltilmesi hedeflenir.
Müdahale yöntemleri farklılık gösterebilir. Merkez Bankaları taraf olup
kendilerini göstererek doğrudan ve açık olarak müdahale edebilecekleri
gibi dolaylı olarak da müdahale edebilirler. Benzer şekilde, Merkez
Bankası müdahaleleri zaman ve miktar açısından önceden
bildirilebileceği gibi, herhangi bir bildirimde bulunulmaksızın da
gerçekleştirilebilir. Müdahaleyi gerektiren durumlar, uygulanmakta olan
para politikası hedefleri çerçevesinde şekillenir.
Morotoryum: Borçlanıcının, ödeme gücünü kaybetmesi
nedeniyle borçlarının tümünü veya bir kısmını ödeyemeyeceğini ilan
etmesidir. Genelde borçlu ve alıcı arasında borcun yeniden
yapılandırılması ile sonuçlanır.
NASDAQ (National Association of Securities Dealers Automated Quotations): Tezgah
üstü piyasalarda (resmi bir düzenleyicisi olmayan) işlem gören menkul
kıymetler için alım-satım fiyatlarının gösterildiği otomatik bilgi ağı.
Net Bugünkü Değer (Present Value): Bir yatırımın
yatırım dönemi boyunca sağladığı getirinin piyasa faizi veya kendi
faizi ile iskonto edilmesi, bugüne indirgenmesi sonucu ulaşılan
değerdir.
Nominal Değer (Par Value, Face Value): Bir kıymetin
üzerinde yazan değerdir. Örneğin, Hazine Müşteşarlığı tarafından
çıkarılan her bir devlet iç borçlanma senedinin nominal değeri,
üzerinde fiilen yazan değer olan 100 YTL'dir. Benzer şekilde 1.000 Yeni
Türk Lirasının nominal değeri üzerinde yazan değer olan 1.000’dir.
Operasyonel Bütçe Dengesi: Faiz hariç ve dahil bütçe
dengesini gösteren geleneksel tanımların, özellikle ekonomik istikrara
sahip olmayan ülkelerde açığın etkilerini tam olarak yansıtmadığı
düşüncesi ile oluşturulmuş bir kavramdır. Esas olarak bütçe açığının
önemi açığın ekonomideki toplam büyüklükler (toplam talep, toplam arz)
üzerinde yarattığı etkiden kaynaklanmaktadır. Operasyonel bütçe açığı
kavramı, toplam talep üzerinde etkili olan açığın, bütçe dönemi
içerisinde ödenen faiz ödemelerinin reel kısmı olduğunu, nominal
kısmın, toplam talep üzerinde etkili olmadığı varsayımından hareket
eder. Bu çerçevede nominal faiz ödemeleri, faiz ödemesini elde eden
birimler tarafından dönem başındaki servetlerinin reel değerinin
amortismanında (korunmasında) kullanılmakta ve aynı amaçla yeniden
yatırıma tabi tutulmakta, dolayısıyla tüketim harcamalarına
yönelmemekte ve toplam talep üzerinde bu anlamı ile etkili
olmamaktadır. Dolayısıyla, talep artışı sadece reel faiz ödemelerinden
kaynaklanmakta ve operasyonel bütçe açığı bu anlamı ile açığı ifade
etmektedir.
Opsiyon (Option): Belirli bir kıymeti, önceden belli
bir vade ve fiyattan alma-satma hakkı veren kontratlardır. Kontratı
elinde tutan kontrata konu olan kıymeti alma (call-option) veya satma
(put-option) hakkına sahip olurken, kontrattan kaynaklanan herhangi bir
yükümlülüğü yoktur. Kontratı satan (yazan) taraf ise vadede kontratı
elinde tutan tarafın, kontrata konu olan kıymeti kontrat şartları
içerisinde almak-satmak istemesi halinde, sözleşme hükümlerini yerine
getirmekle yükümlüdür. Opsiyonu satan (yazan) taraflar bu işlem
karşılığı prim geliri elde etmektedirler. Belirsizliğin (volatilitenin)
yüksek olduğu piyasalarda, kontrat karşılığı prim talepleri çok yüksek
boyutlara ulaşabilmektedir.
Oynaklık (Volatility): Bir kıymetin fiyatındaki
değişkenliğin ifadesidir. Çoğunlukla standart sapma ile ölçülür. Yüksek
bir volatilite artan bir belirsizliğin göstergesidir.
Ödemeler Bilançosu: Bir ülkenin, belirli bir dönem
içinde, mal, hizmet ve sermaye akımları gibi işlemler dolayısıyla dış
dünyadan sağladığı gelirler ile dış dünyaya yaptığı ödemeleri içeren
tüm iktisadi ilişkilerin sistemli bir biçimde yer aldığı bilançodur.
Ödemeler bilançosu, ülkelerin söz konusu dönem içerisindeki dış
ekonomik ve mali ilişkilerinin durumunu göstermektedir. Bir ülkenin
ödemeler bilançosunun incelenmesi, o ülkenin uluslararası iktisadi
ilişkilerinin nitelik ve boyutlarının anlaşılmasına olanak sağlar.
Özel Kapsamlı TÜFE Göstergeleri (ÖKTG): TÜFE'den
bazı alt kalemlerin çıkarılması yoluyla ulaşılan endekslerdir. Para
politikası çerçevesinde uygulanan politikaların etkinliğini ölçebilmek
için TÜFE'den para politikasının kontrolü dışındaki kalemlerin
dışlanması gerekmektedir. Ancak, enflasyona gelen şoklar dönemler
itibarıyla farklı nitelikte olabileceği için, tek bir 'çekirdek
enflasyon' göstergesinin para politikası denetiminde olmayan bütün
unsurları dışlama olasılığı oldukça düşüktür. Bu nedenle çekirdek
olarak adlandırılabilecek tek bir gösterge yerine farklı dışsal
şokların ayrıştırılmasına yardımcı olabilecek şekilde belirlenen özel
kapsamlı göstergeler kullanılmaktadır.
Para Kurulu (Currency Board): Döviz kuru
rejimlerinden biridir. Bu tür bir uygulamada, ulusal paranın değeri
yabancı bir para birimine veya yabancı para birimlerinden oluşan bir
sepete karşı sabitlenir. Para politikası uygulaması açısından
bakıldığında parasal tabanın sadece yabancı para karşılığında yapılan
işlemlerle değişmesine izin verir. Diğer bir deyişle, merkez bankasına
önceden belirlenmiş sabit bir kurdan döviz satıldığı zaman para miktarı
artar, merkez bankasından döviz alındığı zaman azalır.
Para Piyasası: Kısa vadeli (uluslararası piyasalar
için 90 gün ve daha az), yüksek likiditeye sahip finansal
enstrümanların işlem gördüğü piyasalardır.
Para Politikası: Ekonomik büyüme, istihdam artışı ve
fiyat istikrarı gibi hedeflere ulaşabilmek için paranın elde
edilebilirliğini ve maliyetini etkilemeye yönelik olarak alınan
kararları ifade eder. Uygulanmasından sorumlu kuruluşlar merkez
bankalarıdır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununda, Bankanın
temel amacının fiyat istikrarı olduğu ifade edilmiştir.
Para Politikası Kurulu - Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (Monetary Policy Committee): Fiyat
istikrarını sağlamak amacıyla para politikası ilke ve stratejilerinin
ve bu stratejiler çerçevesinde Hükümet ile birlikte enflasyon hedefinin
belirlemesi, Türk Lirasının iç ve dış değerini korumak için gerekli
tedbirlerin alınması ve yabancı paralar ile altın karşısındaki
muadeletini tesbit etmeye yönelik kur rejiminin, yine Hükümet ile
birlikte belirlenmesi ile görevli ve yetkili olarak Türkiye Cumhuriyet
Merkez Bankası bünyesinde oluşturulmuş bir kuruldur. Para Politikası
Kurulu, Başkan (Guvernör)ın başkanlığı altında, Başkan (Guvernör)
Yardımcıları, Banka Meclisince üyeleri arasından seçilecek bir üye ve
Başkan (Guvernör)ın önerisi üzerine müşterek kararla atanacak bir
üyeden oluşur. Hazine Müsteşarı veya belirleyeceği Müsteşar Yardımcısı
toplantılara oy hakkı olmaksızın katılabilir.
Paranın Dolaşım Hızı (Velocity): Bir birim paranın kaç birim mal veya hizmetin el değiştirmesine imkan sağladığını gösterir. GSMH / Para Stoğu ile ifade edilir.
Parasal Büyüklükler: Parasal büyüklük, dolaşımdaki
para ile finansal kuruluşların parasal ya da paraya çevrilebilir olan
çeşitli yükümlülüklerinin toplamı olarak tanımlanabilir. İçerdiği
varlıkların likit olma derecesine göre çeşitli parasal büyüklük
tanımları bulunmaktadır. Bu parasal büyüklüklerden M1, dolaşımdaki para
ve vadesiz mevduat, M2, M1 ve vadeli mevduat, en geniş tanımlı para
arzı olan M3 ise M2, repo ve B tipi likit fonların toplamından
oluşmaktadır. Rezerv Para, M1 ile fon hesapları ve banka dışı kesimin
mevduatları toplamıdır. Merkez bankasının piyasadaki likiditeyi
düzenlemek amacıyla yaptığı açık piyasa işlemleri nedeniyle bankacılık
kesimine olan nakit yükümlülüklerinin rezerv paraya eklenmesiyle
‘Parasal Taban’a ulaşılmaktadır. Merkez Bankası Parası ise parasal
taban ve kamu mevduatlarının toplamından oluşmaktadır.
Parite: Bir ülkenin parası esas alınarak diğer ülke parasının bu esas alınan ülke parası karşısındaki değeridir.
Petro-dolar: Petrolün dolar cinsinden fiyatlanması suretiyle petrol satışlarından elde edilen geliri tanımlamak için kullanılmaktadır.
Piyasa Faiz Oranı (Market Interest Rate): Para
piyasasında, para arzı ve para talebinin etkileşimine göre belirlenen
ve mevduatlar ile diğer yatırımlar için ödenen faiz oranıdır.
Piyasa Yapıcılığı Sistemi (Primary Dealer): Birincil
piyasa işlemlerinde etkinliği artırmak, ikincil piyasaların işleyişini
kolaylaştırmak amacı ile, hazine veya merkez bankalarının, borçlanma
senedi ihracı (ihale), döviz müdahalesi türü işlemlerinde sadece belli
kriterlere göre seçtiği banka ve diğer bazı kuruluşları taraf kabul
ettiği bir sistemdir. Piyasa yapıcısı adı altında seçilen kuruluşlar,
ikincil piyasalarda aralıksız işlem yapmak, kotasyon vermek, bir
ihracın belli bir miktarını satın almak gibi yükümlülüklere sahiptir.
Portföy Teorileri: Çeşitli risk ve getiri
yaklaşımları altında portföy oluşumlarını inceler. Portföy oluşumu ve
yönetime ilişkin, risk-getiri yaklaşımı altında portföyde yer alacak
kıymetlerin seçim sürecinin nasıl ve hangi kriterlere göre yapılacağına
ilişkin ilk teorik çalışma 1952 yılında “portfolio selection” adı
altında Harry Markowitz tarafından yapılmıştır (Bu ve sonraki
çalışmaları ile 1990 yılında Nobel Ekonomi ödülünü bu konunun diğer
teorisyenleri ile paylaşmıştır). Teorik yapı, Markowitz Modeli, 1963
yılında William Sharpe’ın (1990 nobel ödüllü diğer teorisyen) “Single
Index Model” adı altında geliştirdiği model ile basitleştirilmiş, bir
anlamda hesaplama güçlüklerinden arındırılarak daha uygulamaya yönelik
bir hale getirilmiştir. Teorik yapının gelişme süreci, 1964 yılında
Sharp, 1965 yılında Linther, 1966 yılında Mossin’ in ayrı ayrı
geliştirdikleri “Capital Assets Pricing” model adlı çalışmalar ile
devam etmiştir. 1967 yılında Steve Ross bu teori ile bağlantılı olarak
“Arbitrage Price Theory” adı altında yeni bir yaklaşım oluşturmuştur.
Bu tür teorik çalışmalar, optimal portföy yönetimi altında yoğun bir
biçimde kullanılmaktadır.
Pozisyon Fazlası (Long Position): Döviz, menkul
kıymet veya herhangi bir finansal enstrumanda sahip olunan net fazla
pozisyonu ifade eder. Örneğin, 10 milyon ABD doları nakit pozisyon
fazlasına sahip olmak, bir portföyde net olarak (nakit ABD doları
borçları düşüldükten sonra) 10 milyon ABD doları nakde sahip olmak
anlamındadır. Diğer bir deyişle bir kıymetteki fazla sahipliği ifade
eder.
Reel Faiz Oranı (Real Interest Rate): Nominal faizin
enflasyondan arındırılmış halidir. Teknik olarak, nominal faiz
oranından, beklenen enflasyon oranının çıkarılması ile bulunur.
Örneğin,İskonto edilmiş, diğer bir deyişle bir bedel karşılığı
(iskonto) el değiştirmiş olan kıymetlerin yeniden bir bedel karşılığı
(re-iskonto) el değiştirmesini ifade eder. Merkez bankalarının,
şartlarını kendileri belirlemek şartı ile çeşitli senetleri iskontoya
tabi tutarak (re-iskonto), reeskont penceresi adı altında para
politikası uygulamalarında kullandıkları bir araçtır faiz oranı % 70,
beklenen enflasyon oranı % 60 ise, reel faiz oranı % 10’ dur.
Reeskont: İskonto edilmiş, diğer bir deyişle bir
bedel karşılığı (iskonto) el değiştirmiş olan kıymetlerin yeniden bir
bedel karşılığı (re-iskonto) el değiştirmesini ifade eder. Merkez
bankalarının, şartlarını kendileri belirlemek şartı ile çeşitli
senetleri iskontoya tabi tutarak (re-iskonto), reeskont penceresi adı
altında para politikası uygulamalarında kullandıkları bir araçtır.
Repo (Repurchase Agreement): Bir kıymetin belli bir
tarihte, belli bir orandan geri satım vaadi ile alımını ifade eder.
İşleme konu olan kıymet ödünç verilen para için teminat niteliğindedir.
Merkez bankası açısından repo işlemi Açık Piyasa İşlemleri
çerçevesinde, piyasaya, işlem vadesi süresince, repoya tabi kıymetler
karşılığında geçici olarak para verilmesini ifade eder.
Resesyon: Ekonomik büyümenin belirli bir süre
negatif ya da yavaş olmasıdır. Ekonomide atıl kapasitenin olması ya da
ekonominin uzun vadeli büyüme oranından daha düşük bir oranda büyümesi
olarak da tanımlanabilmektedir.
Revalüasyon: Ulusal paranın yabancı paralar
karşısındaki değerinin artmasını ifade eder. Örneğin, Türk Lirasının
ABD doları karşısındaki değerininin 1,3 YTL’den 1,2 YTL’ ye yükselmesi
(ABD dolarının değer kaybetmesi), YTL’ nin 0,1 Lira değer kazanması
anlamındadır.
Rezerv Para (Hard Currency): Merkez bankaları ile
uluslararası finans kuruluşlarının portföylerinde bulunan döviz ve
altın cinsinden varlıkları ifade etmektedir. Buna göre, ödeme aracının
rezerv para özelliği taşıyabilmesi için, diğer paralar karşısındaki
değeri istikrarlı olmalı, dünya ticaretindeki payı büyük bir ülkeye ait
olmalı, döviz piyasalarında rahatlıkla alınıp satılabilmelidir.
Risk-Getiri: Bir yatırımın öngörülen getirisi
karşılığında mevcut riskini ifade eder. Risk genelde yatırımın geçmiş
getirilerinin standart sapması (historical volatility) ile ifade
edilir. Yatırımdan beklenen getiri ise (expected return), geçmiş
getirilerinin ortalamasıdır. Belli bir risk karşılığında elde
edilebilecek maksimum getirilerin oluşturduğu risk-getiri eğrisine
“efficient frontier” adı verilip, özellikle karşılaştırma, ölçüt
(benchmark) amaçlı kullanımı söz konusudur. Vadesine kadar elde
tutulduğunda getirisi kesin olan tahvil-bono türü yatırımlar bu tür
analizlerde genelde risksiz yatırım olarak kabul edilirler. Ancak bu
tür kıymetler üzerinde vadesinden önce işlem yapılması söz konusu ise
benzer piyasa riskleri (faiz, kur) söz konusudur.
Risk Primi: Bir yatırım aracının taşıdığı risklerin
fiyatlara yansıması risk primidir. Riskli bir yatırım aracının beklenen
getirisi ile risksiz bir aracın beklenen getirisi arasındaki fark
olarak da hesaplanabilir.
Riske Maruz Değer (Value at Risk (VAR)):
Döviz, menkul kıymet ve benzeri yatırım araçlarının ya da bunlardan
oluşan bir portföyün içerdiği piyasa riskinin ölçülmesi amacı ile
kullanılan istatistiksel bir yöntemdir. Bu tür bir ölçümle, piyasa
riski olarak adlandırılan, kur ve faiz riskinin yatırımın mevcut
değerini çeşitli olasılık değerlerine ve süreye bağlı olarak ne ölçüde
etkileyebileceği bulunmaya çalışılmaktadır. Diğer bir deyişle bir
yatırımın, yatırım değeri cinsinden karşı karşıya olduğu riski ölçer.
Örneğin 10.000.000 ABD doları tutarında bir yatırım için 1.000.000 ABD
dolarlık VaR değeri, belli bir dönemde, örneğin 1 haftada, bu yatırımın
olasılık değerine, örneğin % 1 olasılık, bağlı olarak karşı karşıya
olduğu risk’in parasal değerini ifade eder. Portföyde ortaya
çıkabilecek kaybın tahminidir. Geçmiş veya örneğin opsiyon
fiyatlarından ulaşılan “implied” volatilite üzerinden yapılan
hesaplamalara dayanır. Dolayısıyla tahmin yöntemlerine ilişkin, geçmiş
geleceği ne kadar tahmin eder gibi kısıtlar bu yöntem içinde
geçerlidir. Yönteme ilişkin metodolojik, örneğin ölçüme konu olan
değerin getirisinin normal dağıldığı varsayımı, kısıtlar da söz
konusudur. Sermaye yeterliliklerinde, sermayenin piyasa koşulları
nedeniyle risk altında olan kısmı ile ilgili olarak, BIS tarafından
bankaların uyması gereken bir ölçüt olarak da kullanımı mevcuttur.
Riskten Kaçınma (Risk Averse), Risk Alma (Risk Lover), Risk Neutral: Bir
yatırımcının risk karşısında takındığı tavırları ifade etmekte
kullanılan kavramlardır. “Risk averse” bir yatırımcı riskli bir
portföyü ancak riskini karşılayacak garanti bir prim karşılığı kabul
eden, “risk lover” bir yatırımcı yüksek bir riske rağmen bir prim talep
etmeksizin garanti bir düşük getiriye razı olan, “risk neutral” bir
yatırımcı ise riskle değil yatırımın getirisi ile ilgili olan yatırımcı
türünü ifade eder.
Riskten Korunma (Hedging): Yatırım riskine karşı
korunmak amacıyla finansal pazarlardaki araçları etkin ve doğru bir
biçimde kullanarak olası ters fiyat hareketlerine karşı yatırımcının
yatırımını güvenceye almasıdır. Yatırımcı, karşılaşılabilecek riskleri
belirli bir değere düşürmek amacıyla vadeli işlem sözleşmeleri
yardımıyla uzun pozisyon alarak gelecekte fiyatların yükseleceği
beklentisi ile vadeli işlem sözleşmesi satın alabilir ya da kısa
pozisyon alarak gelecekte fiyatların düşeceği beklentisi ile vadeli
işlem sözleşmesi satabilir.
Sabit Kur Sistemi (Fixed Exchange Rate System):
Ulusal bir paranın yabancı bir para veya paralardan oluşan bir sepet
değerine sabitlendiği ve bu değerin sürmesinin para otoritesi
tarafından bazen açık bazen de zımni olarak garanti edildiği
sistemlerdir. Ulusal paranın değeri önceden belirlendiğinden o andaki
arz talep koşullarını yansıtmaz.
Saklama Hizmeti (Custodian Service): Tahvil, bono,
altın ve benzeri kıymetlerin sahip olan kişi veya kurum adına bir
sözleşme çerçevesinde saklanması hizmetidir (safe keeping). Türkiye’de
İMKB ile Vadeli İşlemler ve Opsiyon Borsası (VOBAŞ) nezdindeki
piyasaların tümünün takas işlemleri 'Takasbank' tarafından
sonuçlandırılmakta, bu kapsamda 'Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş.' ile aracı
kuruluşlara fiziksel saklama hizmeti sunulmaktadır.
Samurai Bonds: Yabancılar tarafından, Japonya’da,
Japon Yeni üzerinden yapılan menkul kıymet ihraçlarıdır. Çoğunlukla 5
yıl ve üzeri vadede yapılan ihraçlardır. İlk ihraç 1970 yılında Asya
Kalkınma Bankası tarafından yapılmıştır.
Satım Opsiyonu (Put Option): Satma hakkını ifade
eder. Elinde opsiyon kontratını bulunduran tarafa, opsiyona konu olan
kıymeti yine opsiyonda belirtilen şartlarda satma hakkını verir ancak
bir yükümlülük getirmez. Piyasa koşullarına bağlı olarak opsiyonu
elinde bulunduran taraf opsiyonu kullanmayabilir. Opsiyonun
kullanılması “exercise” edilmesi olarak ifade edilir. Opsiyonu satan
taraf ise, alan tarafın opsiyonu kullanmak istemesi durumunda kontrat
şartlarını yerine getirmekle yükümlüdür.
Satın Alma Gücü Paritesi: Belli bir sepetteki
ticarete konu olan benzer mal ve hizmetlerin farklı ülkelerdeki
fiyatlarını birbirine eşitleyen döviz kurudur. Satın alma gücü paritesi
hesaplanırken sadece ticarete konu olan mal ve hizmetler göz önünde
bulundurulduğundan bu tür bir hesaplama iki ülke parası arasındaki
değişim oranının gerçek değerini ölçmekte yetersiz kalabilmektedir.
Satış (Ask, Offer): Piyasa katılımcılarının, piyasada işlem gören değerleri (döviz, menkul kıymet gibi) satmaya istekli oldukları fiyattır.
Senyoraj "Beylik Hakkı" (Seniorage): Para basma
yetkisini elinde tutan kurumun, bu yetkisi dolayısıyla para basarak
elde ettiği reel gelirdir. Para stoğundaki değişimin fiyatlar genel
seviyesine oranı ile ifade edilir. Enflasyonun sadece para miktarındaki
artışından kaynaklanması durumunda, senyoraj ve enflasyon vergisi
birbirine eşit olur.
Sermaye Piyasası (Capital Market):
Bir yıldan uzun vadeli yatırım araçlarının ihraç edildiği ve işlem gördüğü piyasalardır.
Son Kredi Mercii (Lender of Last Resort): Merkez
bankalarının, para otoritesi olma sıfatları ve finansal istikrarı
sağlama yükümlülükleri nedeniyle, sistemde ortaya çıkan fon açıklarının
piyasadan karşılanamaması halinde, son başvuru mercii merkez bankasına
başvurup, bu ad altında düzenlenmiş imkanlardan faydalanmasını ifade
eden bir kavramdır.
Spot Valör: Mali piyasalarda gerçekleştirilen bir
işleme bağlı ödemelerin işlemin yapıldığı günü takip eden iki iş günü
sonrasında gerçekleştirilmesidir.Spot valörle yapılan bir işlem,
örneğin Pazartesi günü gerçekleşmiş ise ödemeler Çarşamba günü
yapılmaktadır. Diğer bir deyişle spot valör, paranın kullanıma hazır
olacağı tarihi ifade eder. İşlem tarihi ile kullanım tarihi arasındaki
fark, mesajların hazırlanması, kontrollerin yapılması, fonların temini
gibi işlemlerin belli bir zaman gerektirmesindendir.
Spot Piyasa: Spot piyasa bir ürünün alış veya
satışının işlem tarihinde belirlenen fiyat üzerinde en çok iki iş günü
sonrasında gerçekleştirildiği piyasadır.
Stagflasyon: Bir ekonomide üretimin düştüğü ya
da en azından artmadığı bir ortamda enflasyon yükseldiği zaman meydana
gelen durumu ifade etmektedir.
Sterilizasyon: Merkez bankalarının, çeşitli
nedenlerle ortaya çıkan para arzı artışlarının etkilerini dengelemek
için yaptıkları açık piyasa işlemleridir. Örneğin merkez bankası döviz
satın aldığı zaman para arzındaki artışı menkul değerler satışıyla
piyasadan çekmeye çalışır ve bu şekilde döviz piyasasına yapılmış
müdahaleyi sterilize etmiş olur.
STRIP (Separate Trading of Registered Interest and Principal of Securities):
Kuponlu bir menkul kıymetin anaparası ve kuponlarının ayrı ayrı işlem
görebilmesi amacı ile ayrıştırılmasını ifade eder. Amaç, özellikle uzun
vadeli kuponlu ihraçların yatırımcı açısından kullanım alanını
genişletmek ve bu tür ihraçların talebini artırmaktır. Hazine
Müsteşarlığı tarafından bu amaçla bazı değişken faizli kuponlu
ihraçların anapara ve kuponları ayrıştırılmıştır.
Subprime Piyasalar: Kredi geçmişi iyi olmayan
kişilerin daha yüksek faizle kredi alabildikleri piyasalardır. Eğer bu
kredi ev almak amacıyla çekilmişse ‘subprime mortgage’ olarak
adlandırılmaktadır. Krediyi veren kuruluşlar bu kredileri risk
gruplarına ayırarak tekrar piyasaya sürebilmekte ve bunları satın
alacak yatırımcılar arayabilmektedir.
Süre (Duration): Sabit getirili, kupon ödemeli
bir menkul kıymetin, anapara ve kupon ödemelerinin net bugünkü
değerlerinin, kupon ödeme dönemleri ile ağırlıklandırılarak bulunan
vadesidir. İskontolu, kupon ödemesi olmayan kıymetlerde, duration,
kıymetin vadeye kalan süresine eşittir. Risk ölçümü açısından, menkul
kıymetin piyasa faizine olan duyarlılığını ölçer. Düşük kupon ödemeli,
uzun vadeli kıymetlerin süresi (duration) daha uzun, diğer bir deyişle,
faiz riski daha fazladır. Farklı vade ve kuponlu yatırım araçları ile
bu tür mali araçlardan oluşan portföylerin birbirlerine göre hangi
oranda faiz riski ile karşı karşıya olduklarının karşılaştırılmasında
kullanılır. Efektif vade olarak da adlandırılır.
Swap: İki tarafın bir varlık ya da yükümlülüğe bağlı
olan nakit akışını aralarında değiştirdikleri işlemdir. Örneğin on
yıllık sabit faizli borca sahip bir firma ile benzer ancak dalgalı
faizli borca sahip bir firma birbirlerinin yükümlülüklerini
değiştirebilir. Swap işlemlerinde, faiz oranları ile döviz kurlarındaki
değişmeler sonucunda ortaya çıkan riski en aza indirmek amaçlanmaktadır.
Şirket Birleşmesi (Merger): Şirketlerin birleşerek
daha büyük bir şirket oluşturmalarıdır. ‘Merger’ genellikle gönüllü
olarak gerçekleştirilen birleşme anlamında kullanılan bir terim
olmasına karşılık bir şirketin başka bir şirketi devralması işlemi için
de kullanılabilmektedir. Ancak bir şirketin diğer bir şirketi
devralmasında ‘merger’dan farklı olarak bir işletmenin başka bir
işletmenin hisse senetlerini satın alarak onun hukuki varlığına son
vermesi söz konusudur. Ayrıca ‘merger’ durumunda devralma işleminden
farklı olarak birleşmeden oluşan şirket yeni bir ad (genellikle iki
firmanın adının birlikte kullanımı) almaktadır.
Tahvil: İhraç vadesi 1 yıldan uzun menkul kıymetlerdir.
Teknik Analiz: Fiyat, hacim gibi göstergelerden
hareketle, geçmiş dönem piyasa hareketlerinin analiz edilerek bu yolla
geleceğe yönelik olarak fiyat tahminleri yapılmasıdır. Bu amaçla,
çeşitli grafik oluşumlarından ve istatistiksel metodlardan
faydalanılır. Grafikler üzerinde geçmiş fiyat hareketleri nedeniyle
ortaya çıkan oluşumların gelecek için gösterge oluşturduğu, dolayısıyla
bu tür oluşumların alım-satım için gösterge olarak kullanılabileceği
varsayımına dayanır. Bu tür analizler, örneğin, geçmişte gerçekleşen en
düşük fiyatların, diğer bir deyişle fiyatların döndüğü, yükselmeye
başladığı noktaların “destek noktası” olduğu, dolayısıyla alım için bu
noktaların beklenmesi (kriter olması) gerektiğini, yine geçmişte
gerçekleşen en yüksek fiyatların “direnç” noktası olduğunu ve satım
için dikkate alınması gerektiğini öngörür.
Ters Repo (Reverse Repurchase Agreement): Bir
kıymetin belli bir tarihte, belli bir orandan geri alım vaadi ile
satımını ifade eder. Merkez bankası açısından reverse repo işlemi Açık
Piyasa İşlemleri çerçevesinde, piyasadan, işlem vadesi süresince,
verilen kıymetler karşılığında geçici olarak para çekilmesini ifade
eder.
Tezgah Üstü Piyasalar (Over the Counter "OTC"):
Organize olmayan, belli bir yapı altında toplanmayan piyasalardır.
İşlemler taraflar arasında karşılıklı anlaşma yoluyla gerçekleştirilir.
Tutsat (Türk Dil Kurumunun İktisat Terimleri Sözlüğü'nde 'Mortgage'ın Türkçe karşılığı olarak yer alan ifade):
Banka veya benzer bir finans kuruluşu tarafından konut, arsa gibi
taşınmaz mallar üzerinden gerçekleştirilecek ipotek karşılığında uzun
vadeli konut kredilerinin kullandırılmasını öngören bir tür gayrimenkul
finansman sistemini ifade etmektedir. Bu sistemde kişiler talep
ettikleri taşınmaz mal için belirli bir peşinat ödemekte, geri kalan
tutar ise finans kuruluşu tarafından ödünç verilerek karşılanmaktadır.
Söz konusu finans kuruluşu, ödünç verdiği tutar (kredi) geri ödenene
dek, taşınmaz mala el koyabilme yetkisini sahiptir. Borcun geri ödemesi
önceden belirlenmiş ödeme serisine uyarak sabit ya da değişken faizle
gerçekleştirilebilmektedir. Finansal kuruluşlar kullandırdıkları tutsat
(mortgage) kredilerini teminat göstererek tahvil ihraç edebilmekte ve
borçlanabilmektedir.
Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE): Tüketici tarafından
satın alınan mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki değişimleri ölçen
endekstir. TÜFE hesaplanırken ilk olarak, ülkenin genelini temsil eden
bir örnek kitlenin bir yıl içinde hangi mal ve hizmete ne kadar para
harcadığı hesaplanmaktadır. Bu hesaplamadan çıkan sonuca göre harcama
gruplarına endeks içerisinde farklı ağırlıklar verilmektedir.
Böylelikle bu örnek kitle tarafından yüksek oranda tüketilen mal ve
hizmetler daha yüksek bir ağırlığa sahip olurken daha az tüketilenler
daha düşük bir ağırlığa sahip olmaktadır. Yılın her ayının belirli
günlerinde ve belirli alışveriş merkezlerinden alınan mal ve hizmet
fiyatlarındaki değişim, bu ağırlıklara göre ölçülerek o ayın tüketici
enflasyon rakamına ulaşılmaktadır.
Türev Piyasalar: Standartlaştırılmış türev işlem
sözleşmelerinin vadeli alınıp satıldığı, gerçekleştirilen takasların
bir kurum tarafından garanti edildiği, borsa bünyesinde işleyen
piyasalardır. Türev piyasa işlemleri olan futures, forward, opsiyon ve
swap piyasa oyuncuları tarafından riskten korunmak ya da kâr elde etmek
amacıyla kullanılabilmektedir.
Türev Ürünler (Derivative Products): Getirisi başka
bir kıymetin getirisine bağlanmış, diğer bir deyişle başka bir kıymetin
getirisinden türetilmiş mali araçlardır. Futures ve opsiyon
sözleşmeleri bu araçlara örnektir. Bu tür araçlar, döviz, faiz, altın
gibi her türlü ürün üzerinden türetilebilir. Böyle bir durumda, örneğin
döviz üzerine yazılan bir opsiyon kontratında, opsiyon kontratının
getirisi üzerinden türetildiği dövizin piyasadaki hareketine bağlı
olacaktır.
Ulusal Risk (Sovereign Risk): Bir yatırımcının
yerleşik olduğu ülke dışında bir ülke menkul kıymetine yatırım
yaptığında karşılaştığı risktir. Yatırım yapılan ülke merkez bankasının
ya da yetkili otoritesinin döviz kuru düzenlemelerini değiştirerek
döviz cinsinden yükümlülüklerinin değerini azaltabilmesi ya da tamamen
sıfırlayabilmesi, borcu veya faiz ödemelerini gerçekleştirmemesi gibi
riskler ulusal riski oluşturmaktadır.
Üçüncül Piyasa: Tezgahüstü piyasalarda (OTC) yapılan işlemler, üçüncül piyasa işlemi olarak adlandırılır.
Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE): Ekonomide üretim
sürecinde girdi olarak kullanılan maddelerin fiyatlarındaki değişimleri
toptancı aşamasında ölçen endekstir. Buna göre ÜFE, tarım, balıkçılık,
madencilik, imalat sanayi ve enerji sektöründeki (elektrik, gaz, su)
ürünlerin fiyatlarındaki değişimleri ölçmektedir.
Vadeli İşlemler: Spot (iki iş günü) işlem tarihini
aşan ileri bir tarihte teslimi söz konusu olacak bir kıymetin (döviz,
faiz, mal) vadesi, miktarı ve fiyatının bugünden belirlenerek
sözleşmeye bağlandığı işlemlerdir. Forward, future ve opsiyonlar bu tür
işlemlere örnektir.
Vadeli İşlemler Sözleşmesi: Sözleşmenin taraflarına,
üzerinde anlaşılan fiyattan, standartlaştırılmış kalite ve miktardaki
bir malı veya kıymeti belirlenen ileri bir tarihte alma veya satma
yükümlülüğü veren sözleşmedir.
Vadeli Piyasalar: Vadeli piyasalar belirli bir
ürünün, fiyatı bugünden sabitlenmek koşuluyla ileri bir tarihte teslim
edilmesi taahhüdünü içeren sözleşmelerin alınıp satıldığı piyasalardır.
Vadeye Kadar Getiri (Effective Rate of Return): Bir
menkul kıymetin vadesine kadar tutulması sonucu elde edilecek getiriyi
ifade eder. “Effective rate of return” olarak da adlandırılır.
Valör (Value Date): Üzerinde anlaşma sağlanan bir
işlemin, fiilen yerine getirileceği örneğin, karşılıklı olarak
hesaplara alacak ve borç kaydedileceği tarihtir. Benzer şekilde bir
fonun, örneğin mevduatın sahibi tarafından fiilen kullanılabileceği
tarihi ifade eder.
Varlığa Dayalı Menkul Kıymet : Kuruluşların kendi
ticari işlemlerinden doğmuş alacakları karşılığında ihraç
edebilecekleri kıymetli evraktır. Tüketici kredileri, konut kredileri,
ihracat işlemlerinde doğan alacaklar söz konusu işleme konu olabilecek
alacak türlerindendir. Bankalar varlığa dayalı menkul kıymet satarak
alacaklarını daha önceden paraya çevirebilmektedir.
Verim Eğrisi (Yield Curve): Belli bir anda bir
yatırım aracının çeşitli vadeleri ile bu vadelerdeki getirileri
arasındaki ilişkinin grafiksel ifadesidir. Dikey eksende verim (yield),
yatay eksende ise vadeler yer alır. Pozitif eğimli (normal) verim
eğrisi, negatif eğimli (inverted) verim eğrisi, düz verim eğrisi ve
orta vadelerde yüksek verimi ifade eden (bell shape) verim eğrileri
olarak sınıflandırılırlar. Eğrinin zaman içindeki hareketleri;
dikleşmesi, “steeping” (pozitif eğimli bir eğri söz konusu ise eğrinin
orijine uzak kısmının yükselmesi, yakın kısmının düşmesi, eğimin
artması), düzleşmesi, “flattening” (pozitif eğimli verim eğrilerinde
orijine uzak kısmın düşmesi, yakın kısmın yükselmesi, eğimin azalması)
ve eğrinin şeklinin değişmeden yukarı aşağı hareket etmesi, “paralel
shift” olarak adlandırılır. Eğrinin eğiminin artması, uzun vadede
faizlerin (enflasyonun) yükseleceği beklentisini yansıtır. Eğimin
azalması, diğer bir deyişle pozitif eğimli bir verim eğrisinin
düzleşmesi (orijine yakın tarafın yükselip, uzak tarafın düşmesi) ise,
yatırımcıların ileride faizlerin düşeceği beklentisi ile mevcut faiz
oranlarından daha uzun süre faydalanmak için uzun vadeye yönelmelerini,
dolayısıyla artan talep ile bu vadede verimin düşmesini, fon talep
edenlerin de ileride daha düşük faiz oranlarından borçlanma imkanı
doğacağı beklentisi ile kısa vadeyi tercih etmelerini, dolayısıyla arz
fazlası nedeniyle verimin artmasını ifade eder.
Yatırım Fonları: Halktan katılma belgeleri
karşılığı toplanan paraların, yatırım şirketleri tarafından sermaye
piyasası araçları ile ulusal ve uluslararası borsalarda işlem gören
altın ve diğer kıymetli madenlerden oluşan portföye dönüştürülmüş
halidir. Yatırım şirketleri tarafından yönetilen bu fonlar
özelliklerine ve yatırım alanlarına bağlı olarak yatırımcılara farklı
şekilde getiriler sağlamaktadır.
Yönetilen Dalgalı Kur Rejimi (Managed Float): Resmi
bir kur hedefi olmaksızın döviz kurlarının serbest olarak piyasada
belirlendiği, ancak otoritelerin piyasaya döviz satmak ya da piyasadan
döviz almak suretiyle kurlara müdahale edebildiği kur rejimidir.
Yüksek Riskli Yatırım Fonu ("Hedge Fon" karşılığı olarak SPK'nın
Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği'ne eklemeler yapan değişiklik
taslağında öngörülen ifade):
Belirli kısıtlamaları en aza indirgenmiş, mümkün olduğunca esnek
yatırım stratejisi izlenebilen bir yatırım fonu türünü ifade
etmektedir. Hedge fonların normal yatırım fonlarından temel farkı,
açığa satış yapabilme ve borçlanabilme (borç alınan kaynakla yatırım
yapabilme) olanaklarıdır. Bununla birlikte hedge fonlar sayesinde
yatırımcı, kısa ve uzun pozisyon alabilmekte, arbitraj stratejileri
uygulayabilmekte, değerinin altında fiyatlanmış bir menkul kıymeti aynı
anda hem alıp hem satabilmekte, opsiyonlara veya tahvillere yatırım
yapabilmekte ve düşük risk altında yüksek getiri elde etme imkanı
taşıyan her türlü piyasada yatırım yapabilmektedir.
Zorunlu Karşılık Oranı: Mevduat kabul eden
finansal kurumların bu mevduatlara karşılık olarak merkez bankasında
tutmak zorunda oldukları mevduatlarının kanunen saptanan oranını ifade
etmektedir. Merkez bankaları bu oranı bir para politikası aracı olarak
kullanabilmektedir. Eğer bankalar atıl rezervlere sahip değilse,
zorunlu karşılık oranı artırıldığında bankalar verdikleri kredileri
geri çağırırlar ve bu durum para arzının azalmasına neden olur. Zorunlu
karşılık oranı düşürüldüğünde ise zorunlu karşılıkların bir kısmı
kullanılabilir rezerv şekline dönüşür, bu da bankaların kredi tabanını
artırır. Bankaların kredi tabanın genişlemesi de para arzının artmasına
neden olur.
Ekonomi gelişip karmaşıklaştıkça konjonktür hakkında erken bilgi sağlanması önem kazanıyor. Halbuki enflasyon, sanayi üretimi, istihdam, dış ticaret, milli gelir vs. temel makro göstergeler gecikmeli yayınlanıyor.
Buna karşılık ekonomik aktörlerin beklentilerini neredeyse günü gününe saptamak mümkün oluyor. Dolayısı ile kullanımı yaygınlaşıyor. Geçen yazıda tüketiciler ve imalat sanayii firmaları için güven endekslerini ele aldık. Morallerin bozulduğunu gördük.
Beklentiler ve beklenti yönetimi özellikle para politikası açısından özel bir öneme sahiptir. Bir: Para teorisi bu görüşü güçlendiren yönde gelişti. İki: Enflasyon hedeflemesi rejiminde beklentiler ve beklenti yönetimi kritik bir rol oynuyor.
Dolayısı ile bugün Merkez Bankası’nın gerçekleştirdiği “Beklenti Anketi” verilerine bakacağım. Mali kesim ağırlıklı profesyonel iktisatçılara ayda iki kez soruluyor. Ortalama 80 civarında katılımcı cevaplıyor. Nisan ikinci anketinin sonuçları salı günü açıklandı.
Bir yıl sonrası enflasyonu
Ankette altı başlık altında 19 soru yer alıyor. Başlıklar şöyle (soru adedi parantez içinde): Enflasyon (6), faizler (7), kur (3), cari işlemler dengesi (1) ve büyüme (2). Enflasyona odaklanacağız.
İçinde bulunulan ay, gelecek bir ve iki ay için aylık, yıl sonu ve bir ve iki yıl sonrası için yıllık TÜFE tahminleri toplanıyor. Aylık tahminlerde teknik-raslantısal nedenlerle büyük sapmalar olabiliyor. Taşıdığı bilgi çok sınırlı kalıyor.
Buna karşılık bir yıl sonrası için enflasyon tahminini çok önemsiyorum. İlk anketin yapıldığı Ağustos 2001’den bu yana kaydediyor ve daha sonra gerçekleşme ile karşılaştırıyorum.
Sonucun hiç parlak olmadığını baştan söylemeliyim. Üstelik tahmin hatalarının belirli dönemlerde hep aynı yönde çıktığını görüyoruz. İstatistikte buna “sistematik hata” deniyor. Raslantı ile açıklanamayacağı anlamına geliyor.
Ağustos 2002 ile Ocak 2006 arasında (40 ay) fiili enflasyon bir yıl önce beklenenden düşük çıkıyor. Şubat 2006 ile Haziran 2007 arasında (16 ay) ise fiili enflasyon beklentiden yüksek gerçekleşiyor. Temmuz-Eylül 2007 arası üç ayda fiili enflasyon gene beklentinin altına iniyor. Ekim 2007’den bu yana (6 ay) üstünde seyrediyor.
Eldeki 68 gözlemden sadece 7’sinde tahminle gerçekleşme arasında 1 puan ve altında fark çıkıyor. Öngörülebileceği gibi bunlar eğilimin döndüğü 2006 yılbaşı sonrası ve 2007 yaz ayları.
Enflasyon beklentilerinde bozulma
Nisan 2008 için bir yıl önce beklenen enflasyon yüzde 6.6 idi. Bir hafta sonra fiili sayıyı öğreneceğiz ama yüzde 9 civarında çıkacağı kesin. 2007 yaz aylarında enflasyon beklentilerinde bir hafif bir düzelme görülüyor. Kasımda yüzde 5.9’a iniyor.
Aralık-Mart dönemini yüzde 6.0-6.2 dar aralığında geçiriyor. Nisanda aniden kıpırdıyor. İlk ankette yüzde 6.8’e, ikincisinde yüzde 7.04’e tırmanıyor. Mayıs-Haziran 2006’dan bu yana bir ayda gerçekleşen en büyük artıştır.
Özetleyelim. Anket bir yıl sonrası enflasyonu doğru tahmin etmek konusunda güven vermiyor. Ancak yılbaşından bu yana, özellikle son bir ayda enflasyon beklentilerinde ciddi bir bozulma olduğu da kesindir.