Ekonomist | Ekonomi ve İş Dünyası

BDDK, kartla döviz satanların peşinde

Tefecilerin kredi kartıyla döviz satışı gerçekleştirdiği iddiaların ayyuka çıkınca BDDK harekete geçti. Yapılan araştırma sonucunda kartla ‘taksitli döviz satışı’ yapıldığı ortaya çıktı.

Son yıllarda çok hızlı bir gelişim gösteren kredi kartlarındaki usulsüzlüklerin ardı arkası kesilmiyor. Dünyada kredi kartına taksit uygulayan ilk ülke olan Türkiye, bunun gibi olumlu buluşların yanında ilginç kullanımlara da sahne oluyor. Kredi kartlarının amacı dışında kullanılmasına ilişkin yöntemlere her gün bir yenisi ekleniyor. Son olarak tüketicilerin nakit ihtiyaçlarını karşılamak için buldukları yöntem, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) uzmanlarını bile şaşkına çevirdi. Tevfik Bilgin başkanlığındaki BDDK’nın yaptığı incemelerde, kredi kartlarının son dönemde yoğun olarak, ‘döviz alımında’ kullanıldığı saptandı. BDDK, şimdi kredi kartları ile döviz satışının önüne geçmenin yollarını arıyor.

Kredi kartlarının son dönemde tefeciler tarafından kullanıldığına ilişkin iddiaları araştırmak için harekete geçen BDDK, kredi kartları ile döviz satışının bile yapıldığını tespit etti. Konuyla ilgili gelen ihbarları araştıran BDDK uzmanları, tüketici gibi aradıkları bazı döviz satıcılarının, ‘kredi kartına 12 taksitle dolar veririz’ teklifi ile karşılaştı. Bunun üzerine araştırma genişletildi. Yapılan araştırmada karta döviz satışının başta büyük şehirler olmak üzere birçok ilde yoğun olarak kullanıldığı saptandı.

Mal alırmış gibi yapıp, dövizi kapıyorlar

BDDK’nın yaptığı araştırmaya göre, kredi kartına döviz satışı için, finans dışında faaliyet gösteren bir şirket kullanılıyor. Ve şirketten mal almış görülen kişi aslında mal yerine döviz alıyor. Kredi kartı ile satılan dövizin kuru da, serbest piyasaya göre daha yüksek oluyor. Örneğin, 2 bin dolara ihtiyacı olan tüketici, kredi kartı ile döviz satışı yapan şirkete gidiyor. Şirket, tüketiciye bir fatura çıkarıyor ve söz konusu dövizi 2 bin 300 dolardan vereceğini belirtiyor. Tüketicinin kabul etmesi üzerine, tüketici, beyaz eşya ve mobilya almış gibi gösterilerek, 2 bin 300 dolar karttan taksitler halinde çekiliyor. Tahsilatı bankaların yapması nedeniyle, ‘dolaylı tefeciler’ tahsilat işi ile de uğraşmak zorunda kalmıyor. BDDK, bu kapsamda, kredi kartlarının nakit amacıyla kullanılmasının önüne geçecek yeni bir düzenleme yapılması planlanıyor.

Kredi kartından 27.5 milyar YTL harcama yapıldı

Tüketici kredileri, 18 Nisan itibariyle 21.7 milyon YTL artarak, 72 milyar 161.5 milyon YTL’ye çıktı. Merkez Bankası verilerine göre söz konusu krediler, 11 Nisan tarihi itibariyle 72 milyar 139.8 milyon YTL düzeyinde idi. Verilere göre, tüketici kredileri kapsamında, konut kredileri 34.3 milyar YTL, taşıt kredileri 5.7 milyarYTL, diğer krediler 32 milyar 100.2 milyon YTL olarak hesaplandı.

10.3 milyar YTL taksitle gitti

Tüketici kredilerinin 21.6 milyar YTL’si kamu bankaları, 33.4 milyar YTL’si özel bankalar, 17 milyar YTL’si de yabancı bankaları içeriyor. Bireysel kredi kartları ise 18 Nisan itibariyle 27 milyar 551.5 milyon YTL’den 27 milyar 693.6 milyon YTL’ye çıktı. YTL cinsinden bireysel kredi kartlarının 10 milyar 736.4 milyon YTL’si taksitli, 16 milyar 910.4 milyon YTL’si taksitsiz kredi kartından oluştu.

Eczacıbaşı'ndan Avrupa'da önemli bir adım daha

Almanlar'ın 94 yıllık seramik kuruluşu Engers'i ve ardından da dünyanın en çok tanınan 260 yıllık seramik markası Villeroy-Boch’un karo bölümünü satın alan Eczacıbaşı, şimdi de lüks banyo mobilyaları pazarında Avrupa lideri olan Burgbad'ın çoğunluk hisseleri için anlaşmaya vardı.

Eczacıbaşı Yapı Gereçleri, lüks banyo mobilyaları pazarında Avrupa lideri Alman Burgbad’ın çoğunluk hisselerini satın almak üzere anlaşmaya vardı. Toplam 70.8 milyon Avro şirket değeri üzerinden imzalanan ve düzenleyici kuruluşların onayına tabi olan satış işleminin, yılın ikinci yarısında tamamlanması bekleniyor. Eczacıbaşı, onay ve devir işlemlerinin ardından, halen Frankfurt ve Düsseldorf borsalarında işlem gören hisseler için küçük hissedarlara çağrı yapacak.

Banyo mobilyalarının yanı sıra, korozyona ve suya dayanıklı özel bir malzemeden geliştirdiği banyo ürünleriyle Avrupa’da pazar liderliğine ulaşan Burgbad, Burgkama GmbH, S.E.P. ve Miral Gmbh adlı iştirakleriyle faaliyet gösteriyor. Farklı ihtiyaçlara sahip hedef kitlelere yönelik tasarlanan Burg, Burg Paris, Kama ve Schock markalarıyla hizmet veren şirket; kaliteli malzeme, modern tasarım ve işlevselliği buluşturan ürünleriyle dikkat çekiyor.

Almanya’da üç, Fransa’da bir olmak olmak üzere toplam dört üretim tesisinde 600 çalışanı bulunan Burgbad, net karını yüzde 83 artırarak tarihinin en başarılı performansını sergilediği 2006 yılının ardından, 2007 yılında da başarısını sürdürdü. Kısa ya da uzun vadeli borcu bulunmayan Burgbad, 73.7 milyon Avro’luk cirosunun yüzde 50’ye yakın bölümünü yurtdışı satışlarından elde ediyor. Burgbad’ın İngiltere, Hollanda, Avusturya, Danimarka ve ABD’de satış ofisleri bulunuyor.

28 Nisan 2008 tarihinde İstanbul’da imzalanan satın alma anlaşmasında konuşan Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Yapı Ürünleri Grubu’nun kapasitesi, ürünlerinin kalitesi, tasarım düzeyi ve coğrafi yaygınlığı ile bugün bir uluslararası oyuncu haline geldiğini belirterek, “Bu niteliğe ulaşmamızda Burgbad’ın Topluluğumuza katılmasının da önemli bir katkısı var” dedi.

Burgbad’ın, 40 yılı aşkın geçmişi ile, sektörün en saygın kuruluşları arasında yer aldığını ifade eden Eczacıbaşı, “Biz de, ortaklık görüşmelerimiz sırasında, Burgbad’ın sadece ürün ve hizmetleri ile değil, kurum kültürü ve toplumsal sorumluluk anlayışı ile de seçkin bir kuruluş olduğunu yakından gördük” diye konuştu. Bülent Eczacıbaşı, iki kuruluşun ortaklığının sadece ticari ilgi değil, aynı zamanda kültürel uyum nedeniyle de çok yerinde olduğuna inandıklarını söyledi.

Anlaşmayı imzalamak üzere İstanbul’a gelen Burgbad AG ana hissedarı Annelie Ruddies-Warwitz de, Burgbad’ın kurucusu Dieter Ruddies’in banyo mobilyaları üretmeye başladığı 1966 yılında, Eczacıbaşı Topluluğu’nun kurucusu Dr. Nejat Eczacıbaşı’nın da VitrA markası ile seramik üretimine başladığını hatırlatarak, “Aradan geçen 40 yılı aşkın sürede; banyo mobilyalarının yanı sıra, korozyona ve suya dayanıklı özel bir malzemeden geliştirdiğimiz banyo ürünleriyle Avrupa’da pazar liderliğine ulaştık. Bugün, Burgbad’ı güvenilir ellere teslim etmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Yapı ürünleri alanında yalnız Türkiye’de değil dünyada da önemli bir yer edinen Eczacıbaşı’nın, Burgbad’ın büyümesinde ve yeni pazarlara açılmasında büyük rol oynayacağına inanıyoruz” dedi.

Son 1.5 yıllık dönem içinde Almanlar'ın 94 yıllık seramik kuruluşu Engers'i ve ardından da dünyanın en eski ve bilinen seramik markası Villeroy&Boch’un karo bölümünü satın aldıklarını hatırlatan Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su Dr. Erdal Karamercan ise, “Burgbad’ın dört fabrikasının da eklenmesi sonucunda, yapı ürünleri alanında Avrupa’daki üretim tesislerimizin sayısı dokuza, Türkiye, İrlanda, Almanya ve Fransa olmak üzere dört ülkedeki toplam tesislerimizin sayısı ise 19’a yükselecek” diye konuştu.

Yapı Ürünleri Grubu’ndaki stratejilerini, organik büyümenin yanı sıra, küreselleşmiş markaları bünyelerine katmak üzerine kurduklarını belirten Karamercan, “Hedefimiz, banyo alanında dünyanın en büyük üreticilerinin başında yer almak” dedi.

Eczacıbaşı Yapı Ürünleri Grubu
Eczacıbaşı, 12'si yabancı ortaklı olmak üzere toplam 40 kuruluşu, 2007 sonu itibariyle 9,300'e yaklaşan çalışanı ve 3.2 milyar dolar cirosu ile Türkiye'nin önde gelen sanayi toplulukları arasında yer alıyor. Temel faaliyet alanlarından birini oluşturan Yapı Ürünleri Grubu ise, 1 milyar doları aşan cirosuyla Topluluk gelirlerinde önemli bir paya sahip. Türkiye’deki yapı ürünleri pazarında en geniş ürün yelpazesine, üretim ve satış ağına sahip olan Grubun her kuruluşu, kendi sektöründe lider konumunda bulunuyor. 5000’i aşkın çalışanı bulunan Grup, VitrA, Artema, Engers, Villeroy&Boch ve İntema Mutfak markalarıyla hizmet veriyor.

Eczacıbaşı Yapı Ürünleri Grubu’nun Türkiye, Almanya, İrlanda ve Fransa’da bulunan tesislerindeki yıllık üretim kapasitesi; 5 milyon adet seramik sağlık gereci, 35 milyon m2 seramik kaplama malzemesi, 3 milyon adet armatür, 350 bin adet banyo küveti, 550 bin adet klozet kapağı, 150 bin adet gömme rezervuar, 120 bin modül banyo mobilyası (Burgbad hariç), 2.5 milyon adet banyo aksesuvarı ve 100 bin ton yapı kimyasalından oluşuyor.

Visa, devlete de kart satma peşinde

Dünyada son dönemde saydamlık, bürokrasinin azaltılması, harcamaların denetimi gibi faydaları nedeniyle devletlerin de harcamalarında kredi kartı kullanmaya başladığı görülüyor. Kurduğu sistemden 4 trilyon doların üstünde ödemenin geçtiği Visa ödeme sistemleri Türkiye’de de devlete kart çıkarmayı öneriyor.
İngiltere ve ABD’in de dahil olduğu 19 ülkede Visa’nın bankalarla bu yönde sistemler kurduğunu söyleyen Visa Europe Türkiye Genel Müdürü Berna Ülman, “Bankalarla tüketiciler için kart çözümleri üretiyoruz. Ancak birçok ülkede devletler için de benzer çözümler ürettik. Bu ülkelerde devlet satınalmalar, harcırahlar, kamu araçlarına benzin alımları gibi harcamalarını kartla yapıyor. Türkiye’de de bu uygulama için Maliye Bakanlığı da dahil olmak üzere çeşitli kamu otoritelerine öneriler sunduk” dedi.

İngiltere tasarruf etti
Dünyada en büyük ürün ve hizmet satınalmalarını devletlerin gerçekleştirdiğini belirten Ülman, “Bazı araştırmalara göre, her 1 milyar dolarlık kamu harcamasında, kart kullanılması durumunda 100 milyon dolar tasarruf edilebileceği hesaplanmış.
Türkiye’de devlet geçen yıl 47 milyar YTL nihai tüketim harcaması yaptı. Bu alımların sadece dörte biri kartla yapılsaydı tahminen yıllık 2 milyar YTL (yaklaşık 1.53 milyar dolar) tasarruf sağlanabilirdi. İngiltere’de kamu satın almalarında kart kullanmaya başlandığından bu yana 1000’i aşkın program ile 4 milyar dolar harcandı. 665 milyon dolar tasarruf edildiği görüldü” diye konuştu.

Amerika istihdam yarattı
Güney Kore’de kartlara yönelik sağlanan çeşitli teşviklerle iki yılda vergi gelirlerinin yüzde 65 artırıldığını söyleyen Ülman, Amerika’da 10 milyar dolarlık tüketim harcamasının ve 1.3 milyon kişilik istihdamın sadece kart etkisiyle gerçekleştiğinin hesaplandığını belirti.
Kart kullanımının kayıtdışılığı azalttığını savunan Ülman şöyle devam etti: “Elektronik ödemenin yaygınlaşması, nakit ekonomisinin sınırlandırılması anlamına geliyor. Bu aynı zamanda kayıtdışı ekonomiye karşı panzehir görevi görüyor. Önemli bir kaynak sistem içinde kalıyor ve yatırıma, istihdama dönüşebiliyor. Amacımız banka kartı kullanımını da yaygınlaştırmak. ATM kartlarıyla sadece taksitlendirme yapımıyorsunuz. Bunun dışında her tür işleminizi yapabiliyorsunuz.”

‘Güney Kore, kredi kartı slipini lotoda kullandırıyor’

Güney Kore’de devletin kartla harcama yapılması durumunda işyerlerine 1 puan KDV iadesi yaptığını söyleyen Ülman şunları söyledi:
“Bu ülkede kişilere, yıllık gelirlerinin onda birini veya daha fazlasını kartla harcamaları durumunda oluşan rakamın yüzde 10’u kadar vergi muafiyeti sağlanıyor. Ayrıca kredi kartı slipleri loto bileti olarak kullanılıyor. Üç yılda kayıtdışı ekonominin GSMH’deki payında yüzde 4’lük bir düşüş, vergi gelirlerin ise yüzde 26’lık artış sağladılar. Arjantin banka kartı ya da kredi kartıyla alışveriş yapan tüketicilere 5 ve 3 puan KDV iadesi uyguluyor. Uruguay, turizm sektöründe kredi kartı kullanımında 9 puana varan KDV iadesi yapıyor.”

Songül Hatısaru

Lüks tüketimin yeni adresi Rusya ve Türkiye

ABD ve Avrupa ekonomide durgunluk korkusu yaşarken, Türkiye lüks tüketimde rekora koşuyor.2007’de Rusya’daki lüks tüketim fuarı sonrası ilki İstanbul’da yapılan A Plus Lüks Markalar Fuarı’nda bu yıl 2 günde 1.5 milyar dolarlık satış yapılacağı tahmin ediliyor.

Geçen yıl fuarda yine 2 gün içinde ulaşılar satış hacmi 900 milyon dolar olmuştu. JNR Fuarcılık tarafından 30-31 Mayis tarihlerinde Hilton Convention Center’da yapılacak olan fuara bu yıl da lüks tüketimin en tanınan markaları ve dünya sosyetesinin önde gelen isimleri katılacak.

3 MİLYON DOLARA TAKI: Özellikle 3 milyon dolar tutarındaki kişiye özel mücevher takımları, 700 bin dolarlık el yapımı özel saatler, alınması için sıra beklenen 750 bin dolarlık lüks otomobiller fuarın yine en gözde sektörleri arasında yer alacağı ifade ediliyor. Bu kez ayrıca Bodrum’da özel yatların önüne park edilebileceği 23 milyon dolar tutarındaki ultra lüks villalar, ABD’deki Miami ve Virgin Adaları’ndaki villalar, 7 yıldızlı oteller, SPA merkezleri, VIP uçak kiralama ve Harley Davidson motorları satışa sunulacak.

LİMUZİN SERVİSİ: VIP konuklara yönelik olarak gerçekleştirilen fuara gelecek ziyaretçiler ilkinde olduğu gibi özel davetiyelerle limuzinlerle evlerinden alınarak yine evlerine bırakılacak. JNR Genel Müdür Yardımcısı Elif Keleş, değeri milyar dolarla ifade edilen farklı sektörlerdeki şirketlerin her birinin kendi alanında iddialı ünlü markalarıyla fuara katılacağını belirterek "Dünya genelinde yıllık bazdaki cirosuyla 100 milyar doların üzerindeki rakamlarla ifade edilen lüks tüketim, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki giderek pazar payını büyütmeye başladı. Paralel olarak ülkemizde de lüks tüketim pazarı ciddi bir büyüme gösteriyor. Sektör temsilcileri bu nedenle Türkiye’de de A Plus tüketicilerin yaşam tarzlarını kolaylaştıracak en son ürünlerini önümüzdeki fuarla birlikte görücüye çıkaracak. Fuarda konuklar için fashion-TV’den naklen yayınlacak bir defile de yapılacak" dedi.

HANGİ SEKTÖRLER VAR: Keleş fuarda, mücevherat, saat, yatlar, lüks arabalar, mobilyalar, Bankalar ve kredi kartları, spa otelleri, elektronik ve elektrikli ev aletleri, antikalar, içkiler ile moda ve moda eksesuarları ile lüks yaşam tarzındaki tüm ürün temsilcileri yer alacağını da sözlerine ekledi.

HP, Türkiye’de ’gel ürünümü test et’ mağazaları açıyor

Türkiye’de geçen yıl yüzde 35 büyüyen Hewlett Packard (HP), ilk defa Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başkenti Johannesburg’da açtığı yeni HP ürünlerinin test edileceği mağazaları, ikinci ülke olarak Türkiye’de açmayı planlıyor.

Bir yıl içinde açılması planlanan mağazada, baskıdan, oyunlara, dizüstü bilgisayarlara kadar yeni çıkan bütün ürünler test edilebilecek.

Bir yıl içinde açılacak: HP Ortadoğu, Akdeniz ve Afrika (MEMA) Kişisel Sistemler Grubu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Jos Brenkel, yeni açacakları test amaçlı 20 metrelik mağazalarda HP ürünlerinin tamamının bulunacağını belirterek, bu mağaza konseptini Güney Afrika’nın ardından açacakları ilk ülkelerden birinin Türkiye olacağını söyledi. Gelecek bir yıl içinde Türkiye’de bu mağazayı açabileceklerini aktaran Brenkel, bu mağazaların kanal stratejilerinin bir parçası olduğunu, bunlara HP’nin değil kanalın sahip olacağını kaydetti.

Türkiye'ye farklı tasarım: HP’nin gelişmekte olan ülkelere üç yolla yatırım yaptığını dile getiren Brenkel, çalışanlara yatırıma devam edeceklerini, pazarlama faaliyetlerini geliştireceklerini kaydetti. Brenkel, ürün tasarımlarını Çin, Hindistan ve Rusya gibi gelişmekte olan ülkeler için farklı yaptıklarını ve bu ülkelerin arasına Türkiye’yi de katacaklarını vurguladı. Brenkel Türkiye’nin bilgi teknolojileri kullanımında bölgede potansiyel ülkeler arasında yer aldığını kaydetti. HP Türkiye, geçen yılı yüzde 35’lik büyümeyle kapattı. Jos Brenkel, Türkiye’de geçen yılki büyümelerinin iyi olduğuna da değinerek, "Türkiye’de, özellikle KOBİ alanında fırsat var. Ankara kamu odaklı, İstanbul’da doygunluk var. Diğer illere odaklanacağız. KOBİ ve tüketici odaklı olarak büyümemize devam edeceğiz. Pazarın büyümesi için finansal çözüm üretmek gerekiyor" dedi.

Tasarım en önemli konu: Türkiye’de, perakende ve dağıtıcı kanallarının iyi yönetildiğini ve bu alanda değişim düşünmediklerine de işaret eden Jos Brenkel, tüketici pazarında ise en büyük meydan okumanın ürün tasarımı olduğunu belirtti. Özellikle dizüstü bilgisayarlarda tasarımın önemi büyük. Satın almada teknoloji ikinci bakılan nokta olurken, satın alma deneyimi de üçüncü önemli konu.

Pazar notebooka kayıyor Çinli markaların şansı yok

Türkiye’de notebook’ta yüzde 24’le pazar lideri olduklarını belirten Jos Brenzel, "Bu yıl da benzer büyüme rakamları bekliyoruz. PC’de pazar payımız yüzde 19, notebook’ta yüzde 24. Masaüstünde Çin malları ve yerli markalar iyi konumda ama pazar notebook’a kayıyor. Notebook’ta Çinli markalar çok yok. Bu segmentte teknoloji önemli. Çinli markaların ve yerli markaların pazar payları azalacak" dedi.

En keskin dönemeçte biziz!

Martin Wolf Financial Times’ın baş ekonomi yazarı. Dünya çapında ağırlığı olan bir iktisatçı ve yazar Martin Wolf, bugün gelinen noktada dünya için geleceğe dönük dinamik politika adımları gerektiren, dört temel risk konusu görmekte.

Dün bu sütunda vurguladım. Özellikle ABD’de finansal sektörde sorunlar aşılmaya başlandı. Reel sektör de çok kötü durumda değil şu esnada. Avrupa yeni yeni, hafif de olsa, yani çok şiddetli olmasa da, finansal ve reel sektörlerde bozulmalar yaşamakta.

Wolf’a göre bugün durduğumuz noktada geleceğe dönük riskler ne?

Birincisi, bugünden geleceğe baktığımız zaman, uluslararası ödemeler ve sermaye hareketlerinde bir takım uyum gelişmeleri gerekiyor. Bir yerde biriken tasarruflar, tasarruf ve fon sıkıntısı olan yerlere aktarılmak zorunda ki, dünya çapında dengeye düzenli şekilde gelinsin. İşte bu uyum hareketleri, özellikle de gelişen ekonomilerin bazılarında (biz vurgulayalım, mesela Türkiye’de?) yeni finansal krizler çıkartmadan gerçekleştirilebilir mi? Bu önümüzdeki bir-iki yılın sorunu olarak görülüyor.

Gündeme getirilen ikinci risk (ki Türkiye için de çok önemli bir risk bu) para politikası büyük bir emtia fiyatı zıplaması (şoku?) da gündemde iken, nasıl yönetilecek? Anti enflasyonist görüştekiler tüm diğer değişkenlerin fiyatlarının aşağıya bastırılması gerektiğini vurguluyorlar. Ama bu yaklaşım dikkatli bakılırsa, uzun süreli düşük dozda büyüme demek. Diğer taraftan emtia fiyatlarındaki enflasyon ne kadar uzun sürerse, bu teze karşı çıkmak da o kadar zorlaşacak gibi görünüyor.

Üçüncüsü, bu kadar kötü bir şekilde adeta sorumsuzca davranmış ve acı sorunlar üretmiş bir finansal sistem hakkında ne yapılması gerekiyor? Finansal kesimdeki regülasyonun değişmesi gerektiği artık ortada da, bu değişim ne kadar radikal olmak zorunda? Ülkelerin ve global finansal sistemin yapısını daha az krize dönük yapmak için, finans sisteminin esneklik ve yaratıcılık özelliklerini ortadan kaldırmadan atılabilecek adımlar ne olmalı?

Ve tabii dördüncü ve en önemli risk konusu ve ekonomik politika sorusu olarak, dünya çapında acaba liberal ve global anlamda entegre bir ekonomik yapıyı destekleyecek bir siyasi konsensus hem gelişen ve hem de gelişmekte olan ülkelerde devam edebilir mi? Hem gelişen ülkeler hem de gelişmekte olan ülkelerde yaşanan son yılların en parlak ekonomik değişim dönemi bu krizde gerçekleşenler sonrasında desteğini kaybedebilir mi? İnsanlar, bugün birçok yerde finansal kaos yaşarken, düşen konut fiyatları birçok aileyi tehdit ederken, uzun süre olabilecek durgunluk gündemde iken ve temel gıda maddeleri ve enerji başta olmak üzere birçok emtiada fiyat şokları ve arz sorunları yaşanırken nasıl globalleşme ve serbestleşmeye inanmaya devam edebilirler?

Martin Wolf 23 Nisan günkü köşe yazısındaki analizinde bu temel risk ve politika sorunlarının altını çizmiş ve bugünün kritik bir dönemeç olduğunu vurgulamış. Doğru yöne doğru gitmeye ise, sadece insanlar kendileri karar verebilir diyor! Ama bu dönemeçte doğru yöne dönmek için gerçekleştirilmesi gerekecek tercihler kolay olmayacak diyerek bitiriyor.

Tüm dünyada, en keskin dönemeçte, en zor tercihlerin karşısında bulunan ülkenin belki de Türkiye olduğunu, biz anlıyor ve düşünüyor muyuz? Yoksa kaşınmaya devam mı edeceğiz?

Deniz Gökçe | Akşam

GM, 38.7 milyar dolarla ’kayıp’ rekortmeni

Fortune Dergisi 2007 yılı için hazırladığı Fortune 500 listesinde bu yıl en fazla kaybedenlerin hangi şirketler olduğunu açıkladı.

Global durgunluk, Amerika’da tüketim harcamalarının düşmesi, kredi krizi nedeniyle listeye giren 20 şirketten 16’sının zararı 1 milyar doların altına inmedi. Birinci olan General Motors’un (GM) zararı ise 38.73 milyar dolara ulaştı. Listeye giren firmaların çoğunluğunu otomobil üreticileri, bankalar ve öğrencilere kredi sağlayan kuruluşlar oluşturdu.

Kimin zararı ne kadar?

GM:
Detroitli GM bu yıl en zor günlerini geçirerek 38.74 milyar dolar zarar yazdı. Fortune 500 listesinde dördüncü sırada bulunan GM, en büyük zararı üçüncü çeyrekte yaşarken bunda artan gaz fiyatları, hammadde fiyatlarındaki artış ve Toyota’nın yeni tip araçları etkili oldu.

SPRINT: ABD’li telefon operatörü Sprint, CEO’su Gary Forsee’yi dördüncü çeyrekte görevden aldı. Ancak, Nextel birleşmesinin yarattığı 29.58 milyar dolarlık zarardan kurtulamadı. Nextel’in networkünün CDMA veya GSM’e dayalı olmaması Sprint’e 2.8 milyon kullanıcı kaybettirdi.

MERRILL LYNCH: Fortune 500 listesinde 30’uncu sırada yer alan yatırım bankası Merrill Lynch’in 2007 zararı 7.77 milyar dolar oldu. Wall Street’in en agresif oyuncusu olan Merrill Lynch mortgage pazarıyla birlikte bir patlama yaşadı. CEO Stan O’Neal görevde alındı. Mortgage’a dayalı tahvillerin sanıldığı kadar değerli olmadığı gerçeğiyle yüz yüze kalındı.

ADVANCED MICRO DEVICES: (AMD) Listede 406’ıncı sırada yer alan AMD’nin 2008 zararı 3.38 milar dolar oldu. Dünyanın ikinci büyük çip üreticisi AMD yeni jenerasyon Opteron ve Phenom çiplerini zamanında yetiştiremeyince Intel’in gerisinde kaldı. Bu da borçların artıp gelirlerin düşmesine yol açtı. AMD ayrıca grafik kartı üreticisi ATI’ye gereğinden fazla ödeme yaptığını açıkladı. Şirket ATI’yi 2006’da 1.6 milyar dolara aldığını açıklamıştı.

FREDDIE MAC: Listede 54’üncü sırada yer alan hükümet destekli mortgage alıcısı Fredie Mac’in 2007 yılındaki kaybı 3.09 milyar doları buldu. Bunda da gayrimenkul piyasalarındaki çöküş etkili oldu.

DELPHI: Listede 92’nci sırayı alan yedek parça üreticisi Delphi’nin geçtiğimiz yıl toplam kaybı 3.07 milyar doları buldu. 3 yıl önce iflasıon eşiğie gelen şirket hala kendisine karlı bir yol bulmaya çalışıyor. Çalışan maaşlarını ve sağlık harcamalarını kısarak maliyet düşürmek için birliklerle anlaşma yapan Delphi’nin kaybı ise 2006 yılına oranla azaldı.

FORD MOTOR: Geçtiğimiz yılı 2.72 milyuar dolar zararla kapatan Ford Fortune’un listesinde 7’nci sırayı alıyor. Otomobil satışlarının düşmesinin yanısıra Ford Amerika’da da önemli ölçüde pazar payı kaybetti.

GMAC: Fortune’un listesinde 78’nci sırada olan GMAC’in 2007 kaybı 2.33 milyuar dolar. Tüketici sağlayan firmanın bir prtağı da GM. Morgage krizi nedeniyle zor günler geçiren şirket 5 bin çalışanını işten çıkardı.

PULTE HOMES: Fortune 500’de 282’inci alan ve geçtiğimiz yıl 2.26 milyar dolar zarar yazan şirket Amerişka’nın en büyük ikinci müteahhitlik firması konumunda. Şirketin sattğı evlerin değeri 5 milyar dolar düştü. Sahip olan arsaların değerindeki düşüş ise 2 milyar dopları buldu.

Hangi ABD’li dev ne kadar kaybetti

General Motors: 38.7 milyar dolar

Sprint: 29.5 milyar dolar

Merrill Lynch: 7.8 milyar dolar

Advance Micro Devices: 3.3 milyar dolar

Freddie Mac: 3 milyar dolar

Ekonomi Sözlüğü

Açığa Satış İşlemleri: Açığa satış; yatırımcının elinde karşılığı bulunmamasına rağmen fiyatların ileride düşeceği beklentisiyle menkul kıymetin satışını gerçekleştirmesi, kıymetin teslim zamanı geldiğinde ise kıymeti piyasadan alıp teslim etmesi işlemidir.

Açık Piyasa İşlemleri (APİ) (Open Market Operations): Para politikası uygulaması çerçevesinde, merkez bankaları bünyesinde para miktarının artırılıp azaltılması amacıyla, hazine kağıtlarının alım ve satımının (kesin alım, kesin satım, geri satım vaadiyle alım (repurchase agreements), geri alım vaadiyle satım (reverse repurchase agreement)) yapılması işlemleridir. Bankalararası Para Piyasası işlemleri de “Açık Piyasa İşlemleri” kapsamı içerisindedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde bu tür işlemler, Açık Piyasa İşlemleri ve Para Piyasası Müdürlükleri tarafından yürütülmektedir.

Açık Pozisyon (Short Position): Döviz, altın, menkul kıymet gibi bir finansal araç üzerinden sahip olunan varlıkların aynı cinsten yükümlülükleri karşılayamayan kısmıdır. Örneğin 10 milyon ABD doları yükümlülüğe karşı 5 milyon ABD doları varlık bulunduruluyorsa aradaki 5 milyon ABD doları, açık ABD doları pozisyonunu ifade eder.

Akreditif: İhraç edilen malların bedellerinin ödenmesi konusunda belirli şartların yerine getirilmesi halinde ödemenin yapılacağına ilişkin bir çeşit teminattır. Akreditif işlemlerine bankalar veya diğer finans kurumları aracılık etmektedir. Bu doğrultuda, akreditif, finans kurumlarının belirli bir süre için, belirli bir miktar ve üçüncü bir kişi lehine yabancı ülkedeki bir muhabir bankaya kendi nezdinde kredi açması için gönderdiği bir tür teminat mektubudur.

Aktarım Mekanizması: Para politikası araçlarına yönelik alınan kararların çeşitli kanallarla toplam talebi ve bu şekilde üretim, tüketim ve istihdam gibi reel ekonomik aktiviteleri etkilemesini sağlayan mekanizmadır. Kısa vadeli faiz oranlarını para politikası aracı olarak kullanan merkez bankalarının faiz kararları ekonomiyi temel olarak dört kanal aracılığıyla etkilemektedir. Kısa vadeli faiz oranına ilişkin alınan kararlar; beklentiler, faiz, varlık fiyatları ve döviz kuru yoluyla tüketici ve üreticilerin harcama, tasarruf ve yatırım kararlarını şekillendirmekte ve bu süreç toplam talebi, dolayısıyla da ekonomik aktiviteyi ve enflasyonu etkilemektedir.

Alım Opsiyonu (Türk Dil Kurumunun İktisat Terimleri Sözlüğü'nde 'Call Option'ın Türkçe karşılığı olarak yer alan ifade): Opsiyon, sahibine, opsiyona konu olan kıymeti, kontratta yazan fiyattan, kontrat vadesinde herhangi bir yükümlülük doğurmadan alma hakkı verir. Bu tür bir mali araçta, vadede, opsiyona konu olan kıymetin fiyatı kontrat fiyatının altında gerçekleşirse opsiyon sahibi bu hakkını kullanmaz ve işlemini daha düşük olan piyasa fiyatından gerçekleştirebilir.

Alış (Bid): Piyasa katılımcılarının, piyasada işlem gören değerleri (döviz, menkul kıymet gibi) almaya istekli oldukları fiyattır.

Alış – Satış Farkı (Spread): İşlem gören herhangi bir kıymetin, alış ve satış fiyatı arasındaki farkı ifade eder.

Analitik Bilanço/TCMB Analitik Bilançosu: Analitik bilanço genel bir ifade ile bilançonun aktif ve pasif kalemlerinde yer alan hesapların birbiriyle netleştirilerek uygun bir gruplama altında toplulaştırıldığı bilançodur. TCMB Analitik Bilançosu ise, TCMB bilançosunda yer alan kalemleri toplam olarak düzenlerken para politikasının etkin işleyişinde geçerli kalemleri dikkate alan ve ayrıntıları içermeyen bilançodur. Para politikasının işleyişine uygun olarak toplulaştırılmış ‘Aktif Kalemler’ başlığı altında ‘Dış Varlıklar’ ve ‘İç Varlıklar’ yer alırken ‘Pasif Kalemler’ başlığı altında ise ‘Toplam Döviz Yükümlülüklerimiz’ ve ‘Merkez Bankası Parası’ yer almaktadır.

Arakazanç Ticareti (Türk Dil Kurumunun İktisat Terimleri Sözlüğü'nde 'Carry Trade'in Türkçe karşılığı olarak yer alan ifade): Daha düşük getiri sağlayan bir para biriminden borçlanarak alınan krediyi daha yüksek getiri sağlayan bir para birimine yatırım yaparak değerlendirmektir.

Arbitraj: Herhangi bir menkul kıymetin, dövizin veya malın bir piyasadan alınıp diğer bir piyasada satılarak (kıymetler birbiri ile değiştirilerek) risksiz bir şekilde kar edilmesi işlemidir. Arbitraj işlemleri piyasalar arasındaki fiyat farklılıklarının azalmasına yol açar. Günümüzde iletişim teknolojisinin artması ve bilgiye ulaşma maliyetinin düşmesi ile piyasalar arası fiyat farklılığı son derece düşük olmakta, ortaya çıkan farklılıklar anlık olarak bu tür işlemlerle ortadan kalkmaktadır.

Ayı Piyasası (Bear Market): Fiyatların düştüğü piyasaları ifade eder.

Bankalararası Para Piyasası: Bankalar arasında kısa vadeli fonların alınıp satıldığı piyasalardır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde aynı adla işlem gören piyasada bankalar kendilerine tanınan limitler çerçevesinde, önceden belirlenen vadelerde TL alım-satım işlemi gerçekleştirmektedirler. Bu piyasada, TCMB aracı konumu üstlenmekte olup (blind broker) alım-satımı gerçekleştiren taraflar birbirlerini bilmeden TCMB üzerinden (TCMB'yi taraf kabul ederek) işlemlerini gerçekleştirmektedirler. Para politikası uygulamasında önemli bir fonksiyona sahip olan bu piyasada TCMB doğrudan faiz belirleyerek kısa vadeli faizleri yönlendirebilmekte ve son kredi mercii fonksiyonunu yerine getirmektedir. TCMB dışında, bankaların kendi aralarında bu tür işlemleri gerçekleştirdikleri ikincil piyasalar da mevcuttur.

Banknot: Taşıyana, üzerinde yazan miktarın ödenmesinin, çıkaran kuruluş tarafından garanti edildiği faiz taşımayan kıymetlerdir. Yasal ödeme aracıdır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası TL Banknot basmaya yetkili tek kurumdur.

Basit Faiz: Bir yatırımın, yatırım dönemi süresince sadece anaparasının kazandığı faiz oranıdır.

Baz Puan (Basis Point): Faiz oranlarındaki değişimi ifade eden bir ölçüm birimidir. Noktadan sonraki 4 üncü haneye karşılık gelir (0.0001). Örneğin fazi oranının % 65.25’den % 66.75’e yükselmesi durumunda 150 baz puanlık bir artış söz konusudur. Diğer bir deyişle baz puan % 0.01’e karşılık gelmektedir.

Benchmark (Ölçüt): Ölçüm ve karşılaştırma kriteri anlamında kullanılmaktadır. Örneğin portföy yönetiminde, benchmak portföy, bu yapı dışında oluşturulan portföylerin performans (getiri ve risk anlamında) başarısının ölçümüne esas alınan portföydür. Diğer bir örnek; benchmark menkul kıymetler, piyasada yeterince likiditeye sahip, ihraç eden kurum tarafından bu özelliğinin devam ettirilmesi söz konusu olan ve piyasada benzer ihraçlar için bir referans teşkil eden kıymetlerdir.

BIS (Bank for International Settlement): Parasal ve finansal istikrarı sağlamaya yönelik olarak merkez bankaları ve diğer kurumların kendi aralarındaki işbirliğini artırmak amacı ile kurulmuş uluslararası bir organizasyondur. 1930 yılında kurulmuş olup, İsviçre’nin Basel kentinde yerleşiktir. Sermayesi altın frank şeklinde ifade edilmekte olup, 1 altın frank 0.29 gram altını temsil etmektedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 5000 altın frank ile bankanın hissedarıdır.

Bileşik Faiz: Bir yatırımın yatırım dönemi boyunca kazandığı faizin de yeni yatırım döneminde yatırıma tabi tutulması sonucu elde edilen getiriyi gösteren faizdir. Diğer bir deyişle faizin de faiz kazanmasıdır.

Birikmiş Faiz: Bir yatırımın, yatırım dönemi içerisinde, ödeme tarihine kadar üzerinde biriken faizdir. Örneğin, 6 ayda bir dönemsel % 30 kupon ödemeli 100 YTL ' den ihraç edilen bir devlet tahvilini almak için, piyasa oranının değişmediği varsayımı ile 3 ay sonra ödenmesi gereken fiyat yaklaşık 115 YTL’ dir (dönem sonunda toplam 30 Y TL faiz kazanması için, bu durumda ikinci 3 ay için % 13.04’ lük bir getiri söz konusudur). Buradaki 15 YTL yatırımın üzerinde biriken faizi ifade etmektedir.

Birincil Piyasa (Primary Market): İlk ihraçların yapıldığı piyasadır. Bir yatırım aracının örneğin bir menkul kıymetin ilk defa piyasaya sürülmesi (satılması) birincil piyasa işlemidir. Benzer şekilde, devlet iç borçlanma senetlerinin, Hazine Müsteşarlığı tarafından ihale yöntemi ile satımı da bir birincil piyasa işlemidir. Bu senetlerin daha sonra yatırımcılar arasındaki alım-satımları ise ikincil piyasa olarak adlandırılan piyasalarda gerçekleşmektedir.

Boğa Piyasası (Bull Market): Fiyatların yükseldiği piyasayı ifade eder.

Bono: Vadesi 1 yıldan kısa olan, çıkaran kurum tarafından öngörülen vade sonunda belli bir bedelin ödenmesinin taahhüt edildiği menkul kıymetlerdir. Hazine Müsteşarlığı tarafından çıkarılan bir yıldan kısa vadeli ihraçlar, Hazine Bonosu adı altında işlem görmektedir. İngilizce karşılığı olan “Bond” ifadesi ise, ABD Hazinesi ihraçları için, 10 yıldan uzun vadeli kıymetleri ifade etmektedir (maksimum 30 yıl). Benzer şekilde “note” ifadesi 1-10 yıl arası, “bill” ifadesi ise 1 yıl ve daha kısa ihraçlara yönelik olarak kullanılmaktadır.

Borçları Ödeyememezlik Riski (Türk Dil Kurumunun İktisat Terimleri Sözlüğü'nde 'Default Risk'in Türkçe karşılığı olarak yer alan ifade): Borcun geri ödenmeme riskini ifade etmektedir.

Broker: Alım ve satım işlemlerine belli bir komisyon karşılığı aracılık eden, işlemleri kendi adına ancak taraf olduğu kişi veya kurumlar hesabına yapan işlemcilere verilen isimdir.

Bütçe Dengesi (Budget Balance): Bir işletmenin veya devletin gelir ve giderleri arasındaki farktır.


Cari Açık: Bir ülkenin ihraç ettiği mal ve hizmetlerden elde ettiği gelirin, ülkenin yurt dışından ithal ettiği mal ve hizmetlere yaptığı ödemelerden az olmasıdır.

Cari Kur: Döviz piyasalarında aynı gün takası gerçekleşen dövizin alım - satımında kullanılan kur anlamına gelmektedir.

Çapa (Nominal Anchor): Ekonomik karar alma süreçlerinde referans olarak alınan büyüklükleri ifade etmek için kullanılır. Örneğin kur çapası kavramı, Merkez Bankasının kur için belli öngörüleri sonrasında, diğer ekonomik birimlerin de bu öngörüye güven duyması ile birlikte, alınan ekonomik kararlarda kurun, kurdaki artışın esas alınması ve fiyat, ücret artışı, yatırım gibi kararlarının kur politikası çerçevesinde şekillenmesini ifade eder. Bu tür bir çapaya (politikaya) güvenin olmaması halinde, seçilen büyüklükler bu özelliklerini kaybederler. Parasal büyüklükler, faiz oranları, enflasyon, büyüme oranları “çapa” olarak kullanılan büyüklüklerdir. Özellikle son yıllarda, kur ve faiz oranı gibi büyüklüklerin çapa olarak kullanımında ortaya çıkan güçlükler, enflasyonun bu amaçla kullanımını yaygınlaştırmıştır.

Çapraz kur: İki yabancı para ve bu iki paranın her birinin bir üçüncü yabancı para (genellikle ABD doları) ile arasındaki parite olarak tanımlanan döviz değişim kurudur.

Çekirdek Enflasyon (Core Inflation): Tüketici, üretici ve toptan eşya fiyat endeksleri gibi genel kullanıma açık mal ve hizmet sepetlerinden oluşan enflasyon endekslerinin temel enflasyonist eğilimleri tam olarak yansıtmadığı varsayımı ile, bazı mal grupları ile fiyat değişmelerine yol açan bir takım unsurların enflasyon endeksinden çıkarılması sonucu ulaşılan bir enflasyon tanımıdır. Bu amaçla, dışsal etkilere (enerji fiyatlarında artış, mevsimsel koşullar, maliye politikası vs) daha açık olan ve geçici nitelikler taşıyabilen, enerji, temel gıda maddeleri fiyatları ve dolaylı vergiler bu tür enflasyon hesaplamaları içerisine katılmamaktadır. Amaç, fiyatlar genel seviyesindeki değişimi sürekli kılan unsurları tespit etmek ve bunlara yönelik daha gerçekçi politika kararları alabilmektir. Özellikle, enflasyon hedeflemesine yönelen ülkelerde bu türden alternatif endeks oluşumları değişik formları ile kullanılmaktadır.

Dalgalı (Serbest) Kur Sistemi (Free Floating): Kurun hiçbir müdahale olmadan tamamen piyasada oluşan arz ve talep koşullarında belirlendiği sistemleri ifade eder.

Dealer: Alım-satım işlemlerinde kendi nam ve hesabına hareket eden kişi ve kurumlara verilen isimdir.

Deflasyon: Fiyatlar genel düzeyinde sürekli bir düşüş durumunu ifade etmektedir.

Deflatör: Parasal terimlerle (nominal) ifade edilmiş olan bir iktisadi büyüklüğün (örneğin ücretler, hammadde fiyatları, maliyetler vb.) değerinin gerçek değere (reel) çevrilmesinde kullanılan fiyat endeksini ifade eder.

Değişken Faizli İhraçlar (Floating Rate Notes): Getirisi, ihracı sırasında sabitlenmeksizin önceden belirlenen başka değişkenlere bağlanan kıymetlerdir. Gerçekleşen enflasyona veya LIBOR gibi uluslararası faiz oranlarının, örneğin geçmiş 3 aylık ortalamasına endekslenen ihraçlar bu türe girmektedirler. Getiri (faiz) oranlarındaki belirsizliğin arttığı ve fiyat oluşumlarının güçleştiği ortamlarda, hem ihraç eden hem de yatırımı yapan kişi ve kuruluşlar açısından riski daha düşüktür.

Devalüasyon: Ulusal paranın yabancı paralar karşısındaki değerinin azalmasını ifade eder. Örneğin, Yeni Türk Lirasının ABD doları karşısındaki değerininin 1,2 YTL’den 1,3 YTL’ ye düşmesi, YTL’ nin (ABD dolarının değer kazanması) 0,1 Lira değer kaybetmesi anlamındadır.

Dezenflasyon: Fiyat artış hızının azalması anlamına gelmektedir. Yüksek enflasyondan düşük enflasyona geçiş sırasında yaşanan düşen enflasyon sürecini ifade etmektedir.

Disponibilite: Mevduat kabul eden bankaların taahhütlerine karşılık olarak nakit veya kolaylıkla nakde çevrilebilir, diğer bir ifadeyle likiditesi yüksek değerler bulundurma zorunluluğu olarak ifade edilmektedir. Bankalardaki mevduat ile bu mevduata karşılık bulundurmak zorunda oldukları nakde çevrilebilecek değerler arasındaki ilişkiyi ifade eden disponibilite oranı piyasanın likiditesini etkileyen bir para politikası aracı olarak kullanılmaktadır.

Dolarizasyon: Bir ülkedeki yerleşiklerin değişim aracı, hesap birimi ve değer biriktirme aracı olarak kendi ulusal paraları yerine yabancı para kullanmalarıdır. Tam dolarizasyon, bir ülkenin ulusal parasını tamamen terk edip, yabancı para birimini resmi para birimi olarak kabul etmesidir. Kısmi dolarizasyon; bir ülkede ekonomik birimlerin, yüksek enflasyon ve belirsizlik ortamında ulusal paranın olası değer kaybından korunmak amacıyla, ulusal para cinsinden finansal varlıklar yerine yabancı para cinsinden finansal varlıkları seçmeye başlamasıyla ortaya çıkmaktadır. Genelde dolarizasyonun ilk aşamasının, yabancı para cinsinden varlıkların değer biriktirme aracı olarak kullanılmaya başlanması olan ‘varlık ikamesi’ şeklinde geliştiği görülmektedir. Öte yandan, özellikle gelişmekte olan piyasalarda yakın geçmişte sıkça yaşanan bankacılık krizleri, iktisat yazınına varlık dolarizasyonunun yanı sıra ‘yükümlülük dolarizasyonu’ kavramını da eklemiştir. Yükümlülük dolarizasyonu; ülkedeki bankacılık ve kamu kesimi dahil olmak üzere tüm ekonomik birimlerin, yabancı para cinsinden büyük miktarda yükümlülüklerinin bulunmasıdır. Hem varlık hem de yükümlülük dolarizasyonları tek bir başlık altında toplanarak ‘finansal dolarizasyon’ olarak nitelendirilebilir. Finansal dolarizasyon, bir ülkedeki yerleşiklerin, hem varlık hem de yükümlülüklerini yabancı para cinsinden tutma eğilimleri olarak tanımlanmaktadır.

Dönemsel Faiz: Bir yatırımın fiilen elde tutulma süresince getireceği faizi ifade eder.

Döviz Kuru (Exchange Rate): Ulusal bir paranın, diğer bir ulusal para cinsinden ifadesidir.

Döviz Kuru Rejimleri: Döviz kurları günümüzde özellikle küçük ve açık ekonomiler için taşıdıkları önem ve reel ekonomiyi doğrudan etkileme potansiyelleri nedeniyle, uygulanan para politikası çerçevesinde doğrudan hedef, gösterge veya araç olarak kullanılmaktadırlar. Döviz kuruna yönelik uygulamalar, bir uçta tamamen sabit kur sistemi, diğer uçta ise tam serbesti olmak üzere, iki rejim arasında şekillenmektedir. Tamamen sabit kur sisteminde, ulusal para yabancı bir para veya paralardan oluşan bir sepet karşısında sabitlenmekte ve bu değerin sürmesi para otoritesi tarafından bazen açık bazen de dolaylı olarak garanti edilmektedir. Para Kurulu (Currency Board) türü uygulamalarda, bir taraftan kur sabitlenirken diğer taraftan ulusal para arzı tamamen bu kur üzerinden gerçekleştirilen döviz alış-satışlarına bağlanmaktadır. Tamamen serbest kur sisteminde ise, döviz kurunun fiyatı doğrudan piyasada oluşan arz ve talebe göre belirlenmektedir. Ara rejim olarak adlandırılan, Avrupa Para Sistemine geçiş aşamasında da uygulanan kurun bir band içerisinde hareketine müsaade eden yapı ile kontrollü dalgalanma (managed float), sürünen kur (crawling peg) adı altındaki sistemlerde ise, kur belli bir takım kriterlere göre yönlendirilmekte ve para otoritesi tarafından gerektiğinde müdahale edilmektedir. Kura yönelik bu tür rejimlerin seçimi, ülkelerin içinde bulunduğu şartlara göre değişmektedir.

Dünya Bankası (World Bank): 1944 yılı sonrası, Avrupa’nın yeniden imarına yönelik olarak “International Bank for Reconstruction and Development” adı altında kurulan uluslararası bir örgüttür. Daha çok, gelişmekte olan ülkelere uzun vadeli proje kredileri sağlamaktadır. Son yıllarda görev tanımları içerisine, gelişmekte olan ülkelerin dış borçları ve yoksullukla mücadele kavramları da girmiştir.

Efektif: Kaydi forma dönüşmemiş, ekonomik birimlerin fiilen banknot ve bozuk para olarak ellerinde tuttukları parayı ifade etmek için kullanılan bir terimdir.

Egzotik Opsiyonlar (Exotic Options): Talep edenin ihtiyacına göre şekillendirilen opsiyonlardır. “Barrier option” adı altında opsiyona konu olan kıymetin opsiyonda öngörülen fiyatı, örneğin geçmesi halinde geçerliliğini yitiren opsiyonlar, ya da “Lookback options” adı altında belli bir dönemde gerçekleşen örneğin en yüksek fiyatı opsiyona fiyat kabul eden opsiyonlar bu türe örnektirler.

Elektonik Fon Transferi (EFT): Fonların elektronik ortamda hesaplar arası aktarımının yapıldığı sistemdir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde ilk olarak Nisan 1992' de işletime açılmış, Nisan 2000'de ise ikinci nesil adı altında günün ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde güncelleştirilmiştir. Şu anda sadece TL üzerinden işlem yapılmaktadır. Sistemin açılış saati 8.00 olup, katılımcıların en geç saat 9.00’da kendi sistemlerini açması gerekmektedir. Resmi kapanış saati 17.30 olup, bu saat Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından gerek görülmesi halinde uzatılabilir.

Elektronik Menkul Kıymet Transferi (EMKT) : Menkul kıymetlerin elektronik ortamda hesaplararası aktarımının yapıldığı sistemdir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde bu tür bir sistem Ekim 2000' de faaliyete geçmiştir. Sistemin açılış saati 8.00 olup, katılımcıların en geç saat 9.00' da kendi sistemlerini açması gerekmektedir. Resmi kapanış saati 17.30 olup, bu saat Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından gerek görülmesi halinde uzatılabilir.

Enflasyon: Fiyatlar genel seviyesindeki değişimdir. Bugün için, parasal bir olgu olduğu ve uzun dönemde parasal bir büyüme olmadığı sürece enflasyonun artmayacağı genel olarak kabul görmektedir. Toptan eşya fiyat endeksleri, tüketici fiyat endeksleri, üretici fiyat endeksleri ve özel kapsamlı TÜFE göstergeleri gibi çeşitli endeksler aracılığı ile ölçülmektedir.

Enflasyon Hedeflemesi (Inflation Targeting): Merkez bankalarının genellikle hükümetlerle birlikte, para politikası amacı olarak belli bir enflasyon rakamını hedeflemeleridir. Bu tür bir uygulamada hedeflenen enflasyonun, beklentileri etkileyebildiği ölçüde, nominal çapa görevini üstlenmesi öngörülür. Diğer politikalardan farkı, enflasyon hedefinin net bir şekilde kamuoyuna duyurulması ve bu konu ile ilgili doğrudan sorumluluk alınmasıdır. Uygulamada, uygulayıcı kurum olarak merkez bankaları amaca yönelik bir araç bağımsızlığına kavuşmaktadırlar. Diğer bir deyişle, merkez bankaları, kur ve faiz politikalarını enflasyonu kontrol altına almak amacı ile istedikleri biçimde kullanabilmektedirler. Bu tür uygulamalar, bir ekonomideki tüm büyüklüklerin nominal çapa özelliğini kaybetmesi sonucu bir zorunluluk olarak da ortaya çıkabilmektedir. Bu tür bir politikanın başarısı için, güçlü ve sağlıklı bir mali yapı, enflasyon ile para politikası araçları arasında gözlenebilir ve istikrarlı bir ilişki, güvenilirlik, bağımsızlık, hesap verebilirlik ve şeffaflık gibi unsurlar ön koşul olarak sayılmaktadır.

Enflasyon Risk Primi: Enflasyonun, beklenen enflasyonun üzerinde gerçekleşmesi halinde oluşacak kaybı telafi etmek amacıyla reel faize eklenen risk primini ifade etmektedir. Diğer bir ifadeyle, nominal faiz oranı; reel faiz oranı, enflasyon beklentisi ve enflasyon risk primini içermektedir. Bu risk primi enflasyonda dalgalanmaların yaşandığı, belirsizliklerin olduğu ülkelerde söz konusu olmaktadır.

Enflasyon Telafisi: Yatırımcıların reel kayıplara maruz kalmamak için talep ettikleri, enflasyon beklentisi ve enflasyon risk primi toplamına eşit büyüklüktür.

Enflasyon Vergisi: Para, tedavüle çıkaran kurum açısından yükümlülük, talep eden, elde tutan kurum ve kişi açısından ise bir varlık olarak düşünüldüğünde, enflasyon, parayı ihraç eden kurumun yükümlülüğünü, parayı elde tutan kurumun ise varlığını reel olarak azaltır. Bu anlamı ile enflasyon, gelir elde eden açısından vergi özelliği taşımakta, dolayısıyla vergi gibi satın alma gücünün transferine neden olmaktadır.

Enflasyona Endeksli Tahvil:
Anapara ve faiz ödemeleri belirli bir fiyat endeksine bağlı olan ve bu şekilde reel değer kaybına uğramayan tahvillerdir. Bu tahvillerin reel getirisinin enflasyondaki değişmelere rağmen oynaklık göstermemesi, yatırımcılara öngörülebilir net bir getiri sunduğundan, bu tahviller riskten korunan yatırımcılar tarafından tercih edilmektedir.

Etkin Piyasa (Efficient Market): Bu hipotez, bir piyasada işlem gören kıymetlerin mevcut fiyatlarının, o kıymetlere ilişkin elde edilebilir bilgilerin tümünü yansıttığını öngörür. Teori, fiyatı belirleyenin alıcı ve satıcılar olduğu varsayımı ile, işlemcilerin tüm ulaşılabilir bilgilere aynı anda ve simetrik olarak ulaşabildiğini varsayar. Bu durumda oluşan fiyatın da denge fiyatı olduğu öngörülür.

Euro Bonolar (Eurobonds): Çıkaran ülkenin veya kuruluşun, kendi ulusal para birimi dışındaki bir para birimi üzerinden ihraç ettiği menkul kıymetlerdir.

Euro Dolarlar (Eurodollars): Amerika Birleşik Devletleri dışındaki bankalarda veya ABD bankalarının yurtdışı şubelerinde tutulan ABD doları cinsinden mevduatları ifade etmek için kullanılır. Euro ifadesi, bu tür mevduatların büyük çoğunluğunun özellikle Batı Avrupa ülkelerindeki bankalarda tutulmasından kaynaklanır. Ancak, Asya ve benzeri diğer tüm ülkelerde tutulan ABD doları hesapları da bu adla anılır. Çok yoğun bir ikincil piyasa hacmine sahiptir.

Faiz:
Üretim faktörlerinden sermayenin elde ettiği getiridir. Diğer bir ifade ile paranın kullanım bedelidir.

Faiz Dışı Bütçe Dengesi (Primary Balance): Bütçeden gerçekleştirilen faiz ödemeleri hariç tutularak ulaşılan bütçe dengesidir.

Faktoring: Yurtiçi ve yurtdışı piyasalar için mal ve hizmet satımı faaliyetinde bulunan firmaların mal ve hizmet satışından doğmuş ya da doğacak kısa süreli ticari alacak hakkını devretmesi karşılığında likit fon elde etmesi işlemidir. Bunun yanı sıra, firmalara vadeli satış bedellerini vadesinden önce tahsil etme imkanı sağlayan finans kuruluşlarına da ‘faktoring’ kuruluşları denilmektedir. Bu firmalar, vadeli satış yapmış şirketlerin fatura edilmiş alacaklarını peşin fakat iskontolu olarak satın alırlar ve vadesi geldiğinde alacağı kendileri tahsil ederler.

Federal Fon Oranları (Federal Funds Rate): Amerika Birleşik Devletleri'nde finansal kurumların gecelik bazda borçlanmalarını gerçekleştirdikleri piyasa faiz oranıdır. Para politikası uygulamasında temel gösterge niteliğinde olduğundan ABD Merkez Bankası’nın yakın gözetimi altındadır. ABD Merkez Bankası bu piyasada oluşan günlük “Federal Funds Rate” lerin kendi açıkladığı orana uygun seyretmesi amacıyla açık piyasa işlemleri yoluyla piyasadaki günlük rezerv (kullanılabilir fon) miktarını ayarlar. Örneğin, bu piyasada oluşan faizler kendi hedef oranın altında ise, diğer bir deyişle piyasada fon fazlası varsa, bu miktarı açık piyasa işlemleri ile piyasadan çeker.

Finansal Bulaşıcılık /Yayılma (Financial Contingency): Ülkelerin birinde ya da birkaçında ortaya çıkan sorunlar yüzünden tedirgin olan uluslararası yatırımcıların benzer özelliklere sahip ülkelerden yatırımlarını hızla çekmeleri ve bu şekilde olumsuz yatırım koşullarının diğer ülkelerin finansal sistemlerine de yayılmasıdır.

Finansal Derinleşme: Toplumun her kesimine daha geniş hizmet seçeneklerinin ulaşabilmesini sağlayacak finansal hizmetlerin artmasıdır. Finans sektöründe yaratılan fonların, reel kesime aktarılma oranı olarak da tanımlanabilmektedir. ‘Finansal derinleşme’ terimi ekonomiler üzerinde getirdiği makro etkiler ile farklı bir anlamda kullanılabilmektedir. Buna göre daha fazla finansal derinleşme para arzında artış anlamına gelmekte, para arzındaki artış da beraberinde ekonomik büyümeyi getirmektedir.

Finansal Kiralama (Leasing): İşletmelerin orta vadeli fon ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik kullanılan finansman tekniğidir. Kiracı tarafından seçilip, kiralayan tarafından satın alınan bir malın mülkiyetini kiralayanda, kullanımını ise kiracıda bırakan, kiracı ve kiralayan arasında imzalanan bir sözleşmedir.

Fiyat İstikrarı: Para politikasının uzun dönemli temel amaçlarına (büyüme ve istihdam) yönelik olarak ekonomik birimlerin karar alma süreçlerinde etkili olmayacak ölçüde düşük ve istikrarlı bir enflasyon oranını ifade eder.

Forfaiting: Özellikle mal ve hizmet ihracatından doğan ve belirli bir ödeme planına göre tahsil edilebilecek olan alacakların bir banka ya da bu alanda uzmanlaşmış bir finans kurumu tarafından satın alınmasıdır. Uzun vadeli ve kredili ihracat - ithalat işlemlerine yönelik bir finans aracı olup, genellikle yatırım malları için kullanılmaktadır.

Forward:
İleri tarihli işlemler anlamındadır. Belli bir kıymetin önceden belirlenmiş bir fiyattan yine önceden belirlenmiş bir tarihte teslim edilmesini öngörür. İşlemler, genellikle organize piyasalarda değil, alıcı ve satıcının karşı karşıya gelmesi ile tarafların ihtiyaçları doğrultusunda gerçekleştirilir. Döviz, menkul kıymet, mal gibi alım-satıma konu araç üzerinden düzenlenebilen bu tür kontratlar fiyat riskini bertaraf etmenin yanı sıra spekülatif amaçlara da yönelik olabilir.

Forward-Forward: Sözleşmeye konu olan örneğin bir para piyasası işleminde vade, faiz ve miktar gibi unsurlar üzerinde bugünden anlaşılan, ancak ileri bir tarihte başlayacak ve daha ileri bir tarihte sona erecek işlemleri ifade eder. Bu kotasyon 3 ay sonra başlayacak 3 ay vadeli bir işlemi (işlem vadesi 6 ay) ifade eder.

Future:
İleri tarihli işlemler anlamındadır. Belli bir kıymetin önceden belirlenmiş bir fiyattan yine önceden belirlenmiş bir tarihte teslim edilmesini öngörür. Forward piyasalardan farkı, organize piyasalarda standartlaştırılmış (bir kontratın miktarı, kontratların piyasaya çıkış tarihleri, marjin adı altında bir teminat sistemine sahip olunması gibi) kontratlar üzerinden işlem görmesidir. Spekülatif amaçlı yapıldığında, teorik olarak sonsuz kar ve zarar ihtimali vardır.

Hesaben Saklama (Book Entry):
Kıymetlerin elektronik ortamda hesaben saklanmasını ifade eder. Örneğin Hazine ihalesinden alınan kıymetler, katılımcılar tarafından fiziki olarak talep edilebileceği gibi (bu kıymetler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından bastırılmaktadır) makbuz karşılığı elektronik ortamda katılımcıların hesabına da aktarılabilmektedir. Şahıslar da, makbuz karşılığı kıymetlerini hesaben saklatabilmektedirler. Fiziki olarak elde bulunan bir kıymetin, sonradan bir hesaba yatırılması da kıymeti bu forma sokmaktadır.

İhale (Auction): İhale, İngilizce “auction” auctio kökünden gelmekte olup kelime anlamı artış demektir. Piyasa ekonomilerinde, çeşitli mal ve finansal değerlerin kişi veya kurumlara tahsis yöntemlerinden birisidir. Özellikle, ihaleye konu olacak malın sabit veya doğrudan belirlenebilir bir fiyatı yoksa ya da malın satıcısı, malın piyasa fiyatı konusunda emin değilse ihale yöntemi ile satım tam rekabet koşulları altında bu belirsizliği ortadan kaldırır. İhale yöntemlerine ilişkin ilk sınıflandırma, 1961 yılında William Vicrey tarafından yapılmıştır. İhaleler farklı biçimlerde gerçekleştirilebilir. En yaygın olanı, fiyatların büyükten küçüğe doğru dizildiği, (satan açısından geliri maksimum, maliyetin minumum olması anlamına gelmektedir), çoklu fiyat (“Dutch Auction” adını Hollanda'da çicek satışlarında kullanılmasından almıştır) türü ihalelerdir. Bu ihalede her katılımcıyla kendi teklif ettiği fiyat üzerinden işlem yapılmaktadır. Fiyatların küçükten büyüğe sıralandığı ihaleler ise “English Auction” olarak adlandırılmaktadır. Diğer bir ihale yöntemi ise “tek fiyat” ihalesidir. Bu ihale türünde arzın ve talebin eşitlendiği fiyat, ihaleyi kazanan tüm katılımcılara uygulanmaktadır. Diğer bir deyişle tüm işlemler tek bir fiyat üzerinden gerçekleştirilmektedir. İki ihale türünün de birbirine göre avantaj ve dezavantajları söz konusudur. Tek fiyat ihalesinde, bilgi toplamının maliyeti daha az olup daha fazla katılım sağlanabilir. Çoklu fiyat ihalesinde ise daha yoğun bir rekabet söz konusu olup satıcı açısından daha düşük bir maliyet söz konusu olabilir. Ancak, tüm bunlar piyasanın yapısına ve o günkü koşuluna bağlıdır.

İkincil Piyasa (Secondary Market): Kıymetlerin ilk ihraçları sonrası işlem gördükleri piyasaları ifade eder. Örneğin, Hazine Müşteşarlığı tarafından ihraç edilen borçlanma senetlerinin ihraç sonrası alınıp-satıldığı İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, Tahvil Bono Piyasası ikincil piyasaya bir örnektir.

Kaldıraç Oranı (Leverage):
Borcun öz sermayeye ya da toplam sermayeye oranıdır. Kaldıraç oranları, işletmenin kaynak yapısını gösterir ve işletmenin varlıklarının hangi kaynaklarla ne oranlarda karşılandığının görülmesini sağlar. Bu oranlar ile işletmenin uzun vadeli borçlarını ödeme gücü gibi mali yapısının durumu hakkında bilgi edinilebilinir.

Kesin Alış:
Bir menkul kıymetin doğrudan alımıdır. Merkez Bankası tarafından yürütülen Açık Piyasa İşlemleri çerçevesinde, para politikası uygulamasına yönelik olarak, piyasada kalıcı bir likidite (para) eksikliğinin olduğu düşünüldüğü durumlarda, Merkez Bankasının piyasadan kendi porftöyü için menkul kıymet almasını ve karşılığında sisteme para vermesini ifade eder.

Kesin Satış: Bir menkul kıymetin doğrudan satımıdır. Merkez Bankası tarafından yürütülen Açık Piyasa İşlemleri çerçevesinde, para politikası uygulamasına yönelik olarak, piyasada kalıcı bir likidite (para) fazlasının olduğu düşünüldüğü durumlarda, Merkez Bankasının piyasaya kendi portföyünden menkul kıymet satmasını, karşılığında sistemden fazla parayı kesin olarak (bir daha geri verilmemek üzere) çekmesini ifade eder.

Konsolidasyon:
Bir borcun borçlusu tarafından ödenmeyip zorunlu veya gönüllü olarak vade, faiz, tür ve benzeri yönlerden yeniden yapılandırılmasını ifade eder.

Konvertibilite:
Bir ülke parasının, döviz piyasalarında başka bir ülke parası ile serbestçe değiştirilebilmesi ve uluslararası ticari işlemlerde değişim aracı olarak kullanılabilmesidir.

Kredi Arzı Daralması (Credit Crunch): Ekonomide likiditenin azaldığı, yatırım sermayesi elde etmenin zorlaştığı ve sonuç olarak kredi arzının daraldığı bir durumu ifade etmektedir.

Kuponlu İhraçlar: Bir menkul kıymetin dönemsel olarak faiz ödemesini ifade eder. Örneğin, 100.000 TL nominal değerli, 3 ayda bir % 15 kupon faizi ödemeli 1 yıl vadeli bir menkul kıymetin, yatırımcısına 3 ayda bir 15.000 TL lik faiz (kupon) ödemesi yapılması, 1 yıl sonunda ise anaparasının, 100.000 TL’nin ödenmesi söz konusudur.

Kur Riski:
Gelecekte döviz kurunun değerinde yaşanabilecek dalgalanmalar sonucunda varlıklar ve/veya yükümlülüklerde meydana gelebilecek değişikliklerden zarar edilmesi ihtimalini ifade etmektedir. Kur riskinden korunmak için yatırımcıların hem finans hem de mal piyasalarında pozisyon almaları, birden fazla ülkenin finans piyasasına yatırım yapmaları ve türev ürün veya piyasaları kullanmaları gibi yöntemler mevcuttur.

LIBID (London Interbank Bid Rate): Londra Bankalararası Para Piyasasında, kredibilitesi yüksek bankaların birbirlerinden ABD doları üzerinden mevduat kabul etme işlemlerinde uyguladıkları faiz oranıdır.

LIBOR (London Interbank Offered Rate): Londra Bankalararası Para Piyasasında, kredibilitesi yüksek bankaların birbirlerine ABD doları üzerinden borç verme işlemlerinde uyguladıkları faiz oranıdır. Londra saati ile 11:00' de sabitlenen bu oran piyasalar tarafından referans faizi olarak kullanılmaktadır.

Likidite:
Döviz, menkul kıymet, gayrimenkul gibi herhangi bir aktifin kısa sürede ve sorunsuz bir şekilde (değer kaybına uğramadan) nakde çevrilebilen, kullanılmaya hazır satın alım gücünü ifade eder.

Likidite Riski: Sahip olunan varlıkların nakit talebini karşılayamaması riskidir. Bu risk özellikle nakde ihtiyaç duyulduğu zaman varlıkların satılamaması ve paraya çevrilememesinden kaynaklanmaktadır. Varlıkların vadelerinin, yükümlülüklerin vadelerinden daha uzun olması durumu likidite riskini artırmaktadır.

Likidite Senetleri: Piyasadaki likiditeyi düzenlemek ve açık piyasa işlemlerinin etkinliğini artırmak amacıyla kullanılan kısa vadeli senet özelliğinde bir para politikası aracıdır.

Ekonomi Sözlüğü

Maliye Politikası (Fiscal Policy): Hükümetlerin, istihdam, büyüme ve enflasyon gibi belli amaçları gerçekleştirebilmek amacıyla gelir toplama (vergilendirme) ve harcama yapma yöntemlerini şekillendirmeleridir.

Merkez Bankası Bağımsızlığı: Kavramsal olarak merkez bankalarının kararlarında dış faktörlerden (çoğunlukla politik) etkilenmeden, kendi öngördükleri para politikası araçlarını serbestçe kullanabilmelerini ifade eder. Bağımsızlık kavramının içeriği ve kapsamı son derece geniş olup, tanımlanması zordur. Bu kavramı sayısallaştırmak, bağımsızlığı ölçmek amacı ile, yasal bağımsızlığı temsil eden Merkez Bankası Kanunu (hedefleri ve araçları kimin saptadığı, diğer kamu kurumları ile ne türden bir ilişkiye sahip olunduğu, başkanın seçilme ve görevden alınma süreçleri vs), ile uygulamadaki bağımsızlığı temsil ettiği düşünülen, o ülkedeki kurumsal ve kültürel yapı ile kişisel faktörler kullanılmaktadır. Enflasyonla Merkez Bankası bağımsızlığı arasında gözlemlenen yakın ilişki bu kavramın önemini artırmıştır.

Merkez Bankası Müdahalesi: Merkez Bankalarının kısa ve uzun dönemli para politikaları amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik olarak piyasalarda alım-satım yapmalarıdır. Müdahale ile müdahale edilen, döviz ve faiz gibi değişkenlerin piyasa fiyatlarının politika öngörülerindeki düzeylere düşürülmesi/yükseltilmesi hedeflenir. Müdahale yöntemleri farklılık gösterebilir. Merkez Bankaları taraf olup kendilerini göstererek doğrudan ve açık olarak müdahale edebilecekleri gibi dolaylı olarak da müdahale edebilirler. Benzer şekilde, Merkez Bankası müdahaleleri zaman ve miktar açısından önceden bildirilebileceği gibi, herhangi bir bildirimde bulunulmaksızın da gerçekleştirilebilir. Müdahaleyi gerektiren durumlar, uygulanmakta olan para politikası hedefleri çerçevesinde şekillenir.

Morotoryum: Borçlanıcının, ödeme gücünü kaybetmesi nedeniyle borçlarının tümünü veya bir kısmını ödeyemeyeceğini ilan etmesidir. Genelde borçlu ve alıcı arasında borcun yeniden yapılandırılması ile sonuçlanır.

NASDAQ (National Association of Securities Dealers Automated Quotations): Tezgah üstü piyasalarda (resmi bir düzenleyicisi olmayan) işlem gören menkul kıymetler için alım-satım fiyatlarının gösterildiği otomatik bilgi ağı.

Net Bugünkü Değer (Present Value): Bir yatırımın yatırım dönemi boyunca sağladığı getirinin piyasa faizi veya kendi faizi ile iskonto edilmesi, bugüne indirgenmesi sonucu ulaşılan değerdir.

Nominal Değer (Par Value, Face Value): Bir kıymetin üzerinde yazan değerdir. Örneğin, Hazine Müşteşarlığı tarafından çıkarılan her bir devlet iç borçlanma senedinin nominal değeri, üzerinde fiilen yazan değer olan 100 YTL'dir. Benzer şekilde 1.000 Yeni Türk Lirasının nominal değeri üzerinde yazan değer olan 1.000’dir.

Operasyonel Bütçe Dengesi: Faiz hariç ve dahil bütçe dengesini gösteren geleneksel tanımların, özellikle ekonomik istikrara sahip olmayan ülkelerde açığın etkilerini tam olarak yansıtmadığı düşüncesi ile oluşturulmuş bir kavramdır. Esas olarak bütçe açığının önemi açığın ekonomideki toplam büyüklükler (toplam talep, toplam arz) üzerinde yarattığı etkiden kaynaklanmaktadır. Operasyonel bütçe açığı kavramı, toplam talep üzerinde etkili olan açığın, bütçe dönemi içerisinde ödenen faiz ödemelerinin reel kısmı olduğunu, nominal kısmın, toplam talep üzerinde etkili olmadığı varsayımından hareket eder. Bu çerçevede nominal faiz ödemeleri, faiz ödemesini elde eden birimler tarafından dönem başındaki servetlerinin reel değerinin amortismanında (korunmasında) kullanılmakta ve aynı amaçla yeniden yatırıma tabi tutulmakta, dolayısıyla tüketim harcamalarına yönelmemekte ve toplam talep üzerinde bu anlamı ile etkili olmamaktadır. Dolayısıyla, talep artışı sadece reel faiz ödemelerinden kaynaklanmakta ve operasyonel bütçe açığı bu anlamı ile açığı ifade etmektedir.

Opsiyon (Option): Belirli bir kıymeti, önceden belli bir vade ve fiyattan alma-satma hakkı veren kontratlardır. Kontratı elinde tutan kontrata konu olan kıymeti alma (call-option) veya satma (put-option) hakkına sahip olurken, kontrattan kaynaklanan herhangi bir yükümlülüğü yoktur. Kontratı satan (yazan) taraf ise vadede kontratı elinde tutan tarafın, kontrata konu olan kıymeti kontrat şartları içerisinde almak-satmak istemesi halinde, sözleşme hükümlerini yerine getirmekle yükümlüdür. Opsiyonu satan (yazan) taraflar bu işlem karşılığı prim geliri elde etmektedirler. Belirsizliğin (volatilitenin) yüksek olduğu piyasalarda, kontrat karşılığı prim talepleri çok yüksek boyutlara ulaşabilmektedir.

Oynaklık (Volatility): Bir kıymetin fiyatındaki değişkenliğin ifadesidir. Çoğunlukla standart sapma ile ölçülür. Yüksek bir volatilite artan bir belirsizliğin göstergesidir.

Ödemeler Bilançosu: Bir ülkenin, belirli bir dönem içinde, mal, hizmet ve sermaye akımları gibi işlemler dolayısıyla dış dünyadan sağladığı gelirler ile dış dünyaya yaptığı ödemeleri içeren tüm iktisadi ilişkilerin sistemli bir biçimde yer aldığı bilançodur. Ödemeler bilançosu, ülkelerin söz konusu dönem içerisindeki dış ekonomik ve mali ilişkilerinin durumunu göstermektedir. Bir ülkenin ödemeler bilançosunun incelenmesi, o ülkenin uluslararası iktisadi ilişkilerinin nitelik ve boyutlarının anlaşılmasına olanak sağlar.

Özel Kapsamlı TÜFE Göstergeleri (ÖKTG): TÜFE'den bazı alt kalemlerin çıkarılması yoluyla ulaşılan endekslerdir. Para politikası çerçevesinde uygulanan politikaların etkinliğini ölçebilmek için TÜFE'den para politikasının kontrolü dışındaki kalemlerin dışlanması gerekmektedir. Ancak, enflasyona gelen şoklar dönemler itibarıyla farklı nitelikte olabileceği için, tek bir 'çekirdek enflasyon' göstergesinin para politikası denetiminde olmayan bütün unsurları dışlama olasılığı oldukça düşüktür. Bu nedenle çekirdek olarak adlandırılabilecek tek bir gösterge yerine farklı dışsal şokların ayrıştırılmasına yardımcı olabilecek şekilde belirlenen özel kapsamlı göstergeler kullanılmaktadır.

Para Kurulu (Currency Board): Döviz kuru rejimlerinden biridir. Bu tür bir uygulamada, ulusal paranın değeri yabancı bir para birimine veya yabancı para birimlerinden oluşan bir sepete karşı sabitlenir. Para politikası uygulaması açısından bakıldığında parasal tabanın sadece yabancı para karşılığında yapılan işlemlerle değişmesine izin verir. Diğer bir deyişle, merkez bankasına önceden belirlenmiş sabit bir kurdan döviz satıldığı zaman para miktarı artar, merkez bankasından döviz alındığı zaman azalır.

Para Piyasası: Kısa vadeli (uluslararası piyasalar için 90 gün ve daha az), yüksek likiditeye sahip finansal enstrümanların işlem gördüğü piyasalardır.

Para Politikası: Ekonomik büyüme, istihdam artışı ve fiyat istikrarı gibi hedeflere ulaşabilmek için paranın elde edilebilirliğini ve maliyetini etkilemeye yönelik olarak alınan kararları ifade eder. Uygulanmasından sorumlu kuruluşlar merkez bankalarıdır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununda, Bankanın temel amacının fiyat istikrarı olduğu ifade edilmiştir.

Para Politikası Kurulu - Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (Monetary Policy Committee): Fiyat istikrarını sağlamak amacıyla para politikası ilke ve stratejilerinin ve bu stratejiler çerçevesinde Hükümet ile birlikte enflasyon hedefinin belirlemesi, Türk Lirasının iç ve dış değerini korumak için gerekli tedbirlerin alınması ve yabancı paralar ile altın karşısındaki muadeletini tesbit etmeye yönelik kur rejiminin, yine Hükümet ile birlikte belirlenmesi ile görevli ve yetkili olarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde oluşturulmuş bir kuruldur. Para Politikası Kurulu, Başkan (Guvernör)ın başkanlığı altında, Başkan (Guvernör) Yardımcıları, Banka Meclisince üyeleri arasından seçilecek bir üye ve Başkan (Guvernör)ın önerisi üzerine müşterek kararla atanacak bir üyeden oluşur. Hazine Müsteşarı veya belirleyeceği Müsteşar Yardımcısı toplantılara oy hakkı olmaksızın katılabilir.

Paranın Dolaşım Hızı (Velocity):
Bir birim paranın kaç birim mal veya hizmetin el değiştirmesine imkan sağladığını gösterir. GSMH / Para Stoğu ile ifade edilir.

Parasal Büyüklükler: Parasal büyüklük, dolaşımdaki para ile finansal kuruluşların parasal ya da paraya çevrilebilir olan çeşitli yükümlülüklerinin toplamı olarak tanımlanabilir. İçerdiği varlıkların likit olma derecesine göre çeşitli parasal büyüklük tanımları bulunmaktadır. Bu parasal büyüklüklerden M1, dolaşımdaki para ve vadesiz mevduat, M2, M1 ve vadeli mevduat, en geniş tanımlı para arzı olan M3 ise M2, repo ve B tipi likit fonların toplamından oluşmaktadır. Rezerv Para, M1 ile fon hesapları ve banka dışı kesimin mevduatları toplamıdır. Merkez bankasının piyasadaki likiditeyi düzenlemek amacıyla yaptığı açık piyasa işlemleri nedeniyle bankacılık kesimine olan nakit yükümlülüklerinin rezerv paraya eklenmesiyle ‘Parasal Taban’a ulaşılmaktadır. Merkez Bankası Parası ise parasal taban ve kamu mevduatlarının toplamından oluşmaktadır.

Parite: Bir ülkenin parası esas alınarak diğer ülke parasının bu esas alınan ülke parası karşısındaki değeridir.

Petro-dolar: Petrolün dolar cinsinden fiyatlanması suretiyle petrol satışlarından elde edilen geliri tanımlamak için kullanılmaktadır.

Piyasa Faiz Oranı (Market Interest Rate): Para piyasasında, para arzı ve para talebinin etkileşimine göre belirlenen ve mevduatlar ile diğer yatırımlar için ödenen faiz oranıdır.

Piyasa Yapıcılığı Sistemi (Primary Dealer): Birincil piyasa işlemlerinde etkinliği artırmak, ikincil piyasaların işleyişini kolaylaştırmak amacı ile, hazine veya merkez bankalarının, borçlanma senedi ihracı (ihale), döviz müdahalesi türü işlemlerinde sadece belli kriterlere göre seçtiği banka ve diğer bazı kuruluşları taraf kabul ettiği bir sistemdir. Piyasa yapıcısı adı altında seçilen kuruluşlar, ikincil piyasalarda aralıksız işlem yapmak, kotasyon vermek, bir ihracın belli bir miktarını satın almak gibi yükümlülüklere sahiptir.

Portföy Teorileri: Çeşitli risk ve getiri yaklaşımları altında portföy oluşumlarını inceler. Portföy oluşumu ve yönetime ilişkin, risk-getiri yaklaşımı altında portföyde yer alacak kıymetlerin seçim sürecinin nasıl ve hangi kriterlere göre yapılacağına ilişkin ilk teorik çalışma 1952 yılında “portfolio selection” adı altında Harry Markowitz tarafından yapılmıştır (Bu ve sonraki çalışmaları ile 1990 yılında Nobel Ekonomi ödülünü bu konunun diğer teorisyenleri ile paylaşmıştır). Teorik yapı, Markowitz Modeli, 1963 yılında William Sharpe’ın (1990 nobel ödüllü diğer teorisyen) “Single Index Model” adı altında geliştirdiği model ile basitleştirilmiş, bir anlamda hesaplama güçlüklerinden arındırılarak daha uygulamaya yönelik bir hale getirilmiştir. Teorik yapının gelişme süreci, 1964 yılında Sharp, 1965 yılında Linther, 1966 yılında Mossin’ in ayrı ayrı geliştirdikleri “Capital Assets Pricing” model adlı çalışmalar ile devam etmiştir. 1967 yılında Steve Ross bu teori ile bağlantılı olarak “Arbitrage Price Theory” adı altında yeni bir yaklaşım oluşturmuştur. Bu tür teorik çalışmalar, optimal portföy yönetimi altında yoğun bir biçimde kullanılmaktadır.

Pozisyon Fazlası (Long Position): Döviz, menkul kıymet veya herhangi bir finansal enstrumanda sahip olunan net fazla pozisyonu ifade eder. Örneğin, 10 milyon ABD doları nakit pozisyon fazlasına sahip olmak, bir portföyde net olarak (nakit ABD doları borçları düşüldükten sonra) 10 milyon ABD doları nakde sahip olmak anlamındadır. Diğer bir deyişle bir kıymetteki fazla sahipliği ifade eder.

Reel Faiz Oranı (Real Interest Rate): Nominal faizin enflasyondan arındırılmış halidir. Teknik olarak, nominal faiz oranından, beklenen enflasyon oranının çıkarılması ile bulunur. Örneğin,İskonto edilmiş, diğer bir deyişle bir bedel karşılığı (iskonto) el değiştirmiş olan kıymetlerin yeniden bir bedel karşılığı (re-iskonto) el değiştirmesini ifade eder. Merkez bankalarının, şartlarını kendileri belirlemek şartı ile çeşitli senetleri iskontoya tabi tutarak (re-iskonto), reeskont penceresi adı altında para politikası uygulamalarında kullandıkları bir araçtır faiz oranı % 70, beklenen enflasyon oranı % 60 ise, reel faiz oranı % 10’ dur.

Reeskont: İskonto edilmiş, diğer bir deyişle bir bedel karşılığı (iskonto) el değiştirmiş olan kıymetlerin yeniden bir bedel karşılığı (re-iskonto) el değiştirmesini ifade eder. Merkez bankalarının, şartlarını kendileri belirlemek şartı ile çeşitli senetleri iskontoya tabi tutarak (re-iskonto), reeskont penceresi adı altında para politikası uygulamalarında kullandıkları bir araçtır.

Repo (Repurchase Agreement): Bir kıymetin belli bir tarihte, belli bir orandan geri satım vaadi ile alımını ifade eder. İşleme konu olan kıymet ödünç verilen para için teminat niteliğindedir. Merkez bankası açısından repo işlemi Açık Piyasa İşlemleri çerçevesinde, piyasaya, işlem vadesi süresince, repoya tabi kıymetler karşılığında geçici olarak para verilmesini ifade eder.

Resesyon: Ekonomik büyümenin belirli bir süre negatif ya da yavaş olmasıdır. Ekonomide atıl kapasitenin olması ya da ekonominin uzun vadeli büyüme oranından daha düşük bir oranda büyümesi olarak da tanımlanabilmektedir.

Revalüasyon: Ulusal paranın yabancı paralar karşısındaki değerinin artmasını ifade eder. Örneğin, Türk Lirasının ABD doları karşısındaki değerininin 1,3 YTL’den 1,2 YTL’ ye yükselmesi (ABD dolarının değer kaybetmesi), YTL’ nin 0,1 Lira değer kazanması anlamındadır.

Rezerv Para (Hard Currency): Merkez bankaları ile uluslararası finans kuruluşlarının portföylerinde bulunan döviz ve altın cinsinden varlıkları ifade etmektedir. Buna göre, ödeme aracının rezerv para özelliği taşıyabilmesi için, diğer paralar karşısındaki değeri istikrarlı olmalı, dünya ticaretindeki payı büyük bir ülkeye ait olmalı, döviz piyasalarında rahatlıkla alınıp satılabilmelidir.

Risk-Getiri: Bir yatırımın öngörülen getirisi karşılığında mevcut riskini ifade eder. Risk genelde yatırımın geçmiş getirilerinin standart sapması (historical volatility) ile ifade edilir. Yatırımdan beklenen getiri ise (expected return), geçmiş getirilerinin ortalamasıdır. Belli bir risk karşılığında elde edilebilecek maksimum getirilerin oluşturduğu risk-getiri eğrisine “efficient frontier” adı verilip, özellikle karşılaştırma, ölçüt (benchmark) amaçlı kullanımı söz konusudur. Vadesine kadar elde tutulduğunda getirisi kesin olan tahvil-bono türü yatırımlar bu tür analizlerde genelde risksiz yatırım olarak kabul edilirler. Ancak bu tür kıymetler üzerinde vadesinden önce işlem yapılması söz konusu ise benzer piyasa riskleri (faiz, kur) söz konusudur.

Risk Primi: Bir yatırım aracının taşıdığı risklerin fiyatlara yansıması risk primidir. Riskli bir yatırım aracının beklenen getirisi ile risksiz bir aracın beklenen getirisi arasındaki fark olarak da hesaplanabilir.

Riske Maruz Değer (Value at Risk (VAR)): Döviz, menkul kıymet ve benzeri yatırım araçlarının ya da bunlardan oluşan bir portföyün içerdiği piyasa riskinin ölçülmesi amacı ile kullanılan istatistiksel bir yöntemdir. Bu tür bir ölçümle, piyasa riski olarak adlandırılan, kur ve faiz riskinin yatırımın mevcut değerini çeşitli olasılık değerlerine ve süreye bağlı olarak ne ölçüde etkileyebileceği bulunmaya çalışılmaktadır. Diğer bir deyişle bir yatırımın, yatırım değeri cinsinden karşı karşıya olduğu riski ölçer. Örneğin 10.000.000 ABD doları tutarında bir yatırım için 1.000.000 ABD dolarlık VaR değeri, belli bir dönemde, örneğin 1 haftada, bu yatırımın olasılık değerine, örneğin % 1 olasılık, bağlı olarak karşı karşıya olduğu risk’in parasal değerini ifade eder. Portföyde ortaya çıkabilecek kaybın tahminidir. Geçmiş veya örneğin opsiyon fiyatlarından ulaşılan “implied” volatilite üzerinden yapılan hesaplamalara dayanır. Dolayısıyla tahmin yöntemlerine ilişkin, geçmiş geleceği ne kadar tahmin eder gibi kısıtlar bu yöntem içinde geçerlidir. Yönteme ilişkin metodolojik, örneğin ölçüme konu olan değerin getirisinin normal dağıldığı varsayımı, kısıtlar da söz konusudur. Sermaye yeterliliklerinde, sermayenin piyasa koşulları nedeniyle risk altında olan kısmı ile ilgili olarak, BIS tarafından bankaların uyması gereken bir ölçüt olarak da kullanımı mevcuttur.

Riskten Kaçınma (Risk Averse), Risk Alma (Risk Lover), Risk Neutral: Bir yatırımcının risk karşısında takındığı tavırları ifade etmekte kullanılan kavramlardır. “Risk averse” bir yatırımcı riskli bir portföyü ancak riskini karşılayacak garanti bir prim karşılığı kabul eden, “risk lover” bir yatırımcı yüksek bir riske rağmen bir prim talep etmeksizin garanti bir düşük getiriye razı olan, “risk neutral” bir yatırımcı ise riskle değil yatırımın getirisi ile ilgili olan yatırımcı türünü ifade eder.

Riskten Korunma (Hedging): Yatırım riskine karşı korunmak amacıyla finansal pazarlardaki araçları etkin ve doğru bir biçimde kullanarak olası ters fiyat hareketlerine karşı yatırımcının yatırımını güvenceye almasıdır. Yatırımcı, karşılaşılabilecek riskleri belirli bir değere düşürmek amacıyla vadeli işlem sözleşmeleri yardımıyla uzun pozisyon alarak gelecekte fiyatların yükseleceği beklentisi ile vadeli işlem sözleşmesi satın alabilir ya da kısa pozisyon alarak gelecekte fiyatların düşeceği beklentisi ile vadeli işlem sözleşmesi satabilir.

Sabit Kur Sistemi (Fixed Exchange Rate System): Ulusal bir paranın yabancı bir para veya paralardan oluşan bir sepet değerine sabitlendiği ve bu değerin sürmesinin para otoritesi tarafından bazen açık bazen de zımni olarak garanti edildiği sistemlerdir. Ulusal paranın değeri önceden belirlendiğinden o andaki arz talep koşullarını yansıtmaz.

Saklama Hizmeti (Custodian Service): Tahvil, bono, altın ve benzeri kıymetlerin sahip olan kişi veya kurum adına bir sözleşme çerçevesinde saklanması hizmetidir (safe keeping). Türkiye’de İMKB ile Vadeli İşlemler ve Opsiyon Borsası (VOBAŞ) nezdindeki piyasaların tümünün takas işlemleri 'Takasbank' tarafından sonuçlandırılmakta, bu kapsamda 'Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş.' ile aracı kuruluşlara fiziksel saklama hizmeti sunulmaktadır.

Samurai Bonds: Yabancılar tarafından, Japonya’da, Japon Yeni üzerinden yapılan menkul kıymet ihraçlarıdır. Çoğunlukla 5 yıl ve üzeri vadede yapılan ihraçlardır. İlk ihraç 1970 yılında Asya Kalkınma Bankası tarafından yapılmıştır.

Satım Opsiyonu (Put Option): Satma hakkını ifade eder. Elinde opsiyon kontratını bulunduran tarafa, opsiyona konu olan kıymeti yine opsiyonda belirtilen şartlarda satma hakkını verir ancak bir yükümlülük getirmez. Piyasa koşullarına bağlı olarak opsiyonu elinde bulunduran taraf opsiyonu kullanmayabilir. Opsiyonun kullanılması “exercise” edilmesi olarak ifade edilir. Opsiyonu satan taraf ise, alan tarafın opsiyonu kullanmak istemesi durumunda kontrat şartlarını yerine getirmekle yükümlüdür.

Satın Alma Gücü Paritesi:
Belli bir sepetteki ticarete konu olan benzer mal ve hizmetlerin farklı ülkelerdeki fiyatlarını birbirine eşitleyen döviz kurudur. Satın alma gücü paritesi hesaplanırken sadece ticarete konu olan mal ve hizmetler göz önünde bulundurulduğundan bu tür bir hesaplama iki ülke parası arasındaki değişim oranının gerçek değerini ölçmekte yetersiz kalabilmektedir.

Satış (Ask, Offer): Piyasa katılımcılarının, piyasada işlem gören değerleri (döviz, menkul kıymet gibi) satmaya istekli oldukları fiyattır.

Senyoraj "Beylik Hakkı" (Seniorage): Para basma yetkisini elinde tutan kurumun, bu yetkisi dolayısıyla para basarak elde ettiği reel gelirdir. Para stoğundaki değişimin fiyatlar genel seviyesine oranı ile ifade edilir. Enflasyonun sadece para miktarındaki artışından kaynaklanması durumunda, senyoraj ve enflasyon vergisi birbirine eşit olur.

Sermaye Piyasası (Capital Market):
Bir yıldan uzun vadeli yatırım araçlarının ihraç edildiği ve işlem gördüğü piyasalardır.

Son Kredi Mercii (Lender of Last Resort):
Merkez bankalarının, para otoritesi olma sıfatları ve finansal istikrarı sağlama yükümlülükleri nedeniyle, sistemde ortaya çıkan fon açıklarının piyasadan karşılanamaması halinde, son başvuru mercii merkez bankasına başvurup, bu ad altında düzenlenmiş imkanlardan faydalanmasını ifade eden bir kavramdır.

Spot Valör: Mali piyasalarda gerçekleştirilen bir işleme bağlı ödemelerin işlemin yapıldığı günü takip eden iki iş günü sonrasında gerçekleştirilmesidir.Spot valörle yapılan bir işlem, örneğin Pazartesi günü gerçekleşmiş ise ödemeler Çarşamba günü yapılmaktadır. Diğer bir deyişle spot valör, paranın kullanıma hazır olacağı tarihi ifade eder. İşlem tarihi ile kullanım tarihi arasındaki fark, mesajların hazırlanması, kontrollerin yapılması, fonların temini gibi işlemlerin belli bir zaman gerektirmesindendir.

Spot Piyasa: Spot piyasa bir ürünün alış veya satışının işlem tarihinde belirlenen fiyat üzerinde en çok iki iş günü sonrasında gerçekleştirildiği piyasadır.

Stagflasyon:
Bir ekonomide üretimin düştüğü ya da en azından artmadığı bir ortamda enflasyon yükseldiği zaman meydana gelen durumu ifade etmektedir.

Sterilizasyon: Merkez bankalarının, çeşitli nedenlerle ortaya çıkan para arzı artışlarının etkilerini dengelemek için yaptıkları açık piyasa işlemleridir. Örneğin merkez bankası döviz satın aldığı zaman para arzındaki artışı menkul değerler satışıyla piyasadan çekmeye çalışır ve bu şekilde döviz piyasasına yapılmış müdahaleyi sterilize etmiş olur.

STRIP (Separate Trading of Registered Interest and Principal of Securities):
Kuponlu bir menkul kıymetin anaparası ve kuponlarının ayrı ayrı işlem görebilmesi amacı ile ayrıştırılmasını ifade eder. Amaç, özellikle uzun vadeli kuponlu ihraçların yatırımcı açısından kullanım alanını genişletmek ve bu tür ihraçların talebini artırmaktır. Hazine Müsteşarlığı tarafından bu amaçla bazı değişken faizli kuponlu ihraçların anapara ve kuponları ayrıştırılmıştır.

Subprime Piyasalar:
Kredi geçmişi iyi olmayan kişilerin daha yüksek faizle kredi alabildikleri piyasalardır. Eğer bu kredi ev almak amacıyla çekilmişse ‘subprime mortgage’ olarak adlandırılmaktadır. Krediyi veren kuruluşlar bu kredileri risk gruplarına ayırarak tekrar piyasaya sürebilmekte ve bunları satın alacak yatırımcılar arayabilmektedir.

Süre (Duration):
Sabit getirili, kupon ödemeli bir menkul kıymetin, anapara ve kupon ödemelerinin net bugünkü değerlerinin, kupon ödeme dönemleri ile ağırlıklandırılarak bulunan vadesidir. İskontolu, kupon ödemesi olmayan kıymetlerde, duration, kıymetin vadeye kalan süresine eşittir. Risk ölçümü açısından, menkul kıymetin piyasa faizine olan duyarlılığını ölçer. Düşük kupon ödemeli, uzun vadeli kıymetlerin süresi (duration) daha uzun, diğer bir deyişle, faiz riski daha fazladır. Farklı vade ve kuponlu yatırım araçları ile bu tür mali araçlardan oluşan portföylerin birbirlerine göre hangi oranda faiz riski ile karşı karşıya olduklarının karşılaştırılmasında kullanılır. Efektif vade olarak da adlandırılır.

Swap: İki tarafın bir varlık ya da yükümlülüğe bağlı olan nakit akışını aralarında değiştirdikleri işlemdir. Örneğin on yıllık sabit faizli borca sahip bir firma ile benzer ancak dalgalı faizli borca sahip bir firma birbirlerinin yükümlülüklerini değiştirebilir. Swap işlemlerinde, faiz oranları ile döviz kurlarındaki değişmeler sonucunda ortaya çıkan riski en aza indirmek amaçlanmaktadır.

Şirket Birleşmesi (Merger): Şirketlerin birleşerek daha büyük bir şirket oluşturmalarıdır. ‘Merger’ genellikle gönüllü olarak gerçekleştirilen birleşme anlamında kullanılan bir terim olmasına karşılık bir şirketin başka bir şirketi devralması işlemi için de kullanılabilmektedir. Ancak bir şirketin diğer bir şirketi devralmasında ‘merger’dan farklı olarak bir işletmenin başka bir işletmenin hisse senetlerini satın alarak onun hukuki varlığına son vermesi söz konusudur. Ayrıca ‘merger’ durumunda devralma işleminden farklı olarak birleşmeden oluşan şirket yeni bir ad (genellikle iki firmanın adının birlikte kullanımı) almaktadır.

Tahvil: İhraç vadesi 1 yıldan uzun menkul kıymetlerdir.

Teknik Analiz: Fiyat, hacim gibi göstergelerden hareketle, geçmiş dönem piyasa hareketlerinin analiz edilerek bu yolla geleceğe yönelik olarak fiyat tahminleri yapılmasıdır. Bu amaçla, çeşitli grafik oluşumlarından ve istatistiksel metodlardan faydalanılır. Grafikler üzerinde geçmiş fiyat hareketleri nedeniyle ortaya çıkan oluşumların gelecek için gösterge oluşturduğu, dolayısıyla bu tür oluşumların alım-satım için gösterge olarak kullanılabileceği varsayımına dayanır. Bu tür analizler, örneğin, geçmişte gerçekleşen en düşük fiyatların, diğer bir deyişle fiyatların döndüğü, yükselmeye başladığı noktaların “destek noktası” olduğu, dolayısıyla alım için bu noktaların beklenmesi (kriter olması) gerektiğini, yine geçmişte gerçekleşen en yüksek fiyatların “direnç” noktası olduğunu ve satım için dikkate alınması gerektiğini öngörür.

Ters Repo (Reverse Repurchase Agreement): Bir kıymetin belli bir tarihte, belli bir orandan geri alım vaadi ile satımını ifade eder. Merkez bankası açısından reverse repo işlemi Açık Piyasa İşlemleri çerçevesinde, piyasadan, işlem vadesi süresince, verilen kıymetler karşılığında geçici olarak para çekilmesini ifade eder.

Tezgah Üstü Piyasalar (Over the Counter "OTC"): Organize olmayan, belli bir yapı altında toplanmayan piyasalardır. İşlemler taraflar arasında karşılıklı anlaşma yoluyla gerçekleştirilir.

Tutsat (Türk Dil Kurumunun İktisat Terimleri Sözlüğü'nde 'Mortgage'ın Türkçe karşılığı olarak yer alan ifade): Banka veya benzer bir finans kuruluşu tarafından konut, arsa gibi taşınmaz mallar üzerinden gerçekleştirilecek ipotek karşılığında uzun vadeli konut kredilerinin kullandırılmasını öngören bir tür gayrimenkul finansman sistemini ifade etmektedir. Bu sistemde kişiler talep ettikleri taşınmaz mal için belirli bir peşinat ödemekte, geri kalan tutar ise finans kuruluşu tarafından ödünç verilerek karşılanmaktadır. Söz konusu finans kuruluşu, ödünç verdiği tutar (kredi) geri ödenene dek, taşınmaz mala el koyabilme yetkisini sahiptir. Borcun geri ödemesi önceden belirlenmiş ödeme serisine uyarak sabit ya da değişken faizle gerçekleştirilebilmektedir. Finansal kuruluşlar kullandırdıkları tutsat (mortgage) kredilerini teminat göstererek tahvil ihraç edebilmekte ve borçlanabilmektedir.

Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE): Tüketici tarafından satın alınan mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki değişimleri ölçen endekstir. TÜFE hesaplanırken ilk olarak, ülkenin genelini temsil eden bir örnek kitlenin bir yıl içinde hangi mal ve hizmete ne kadar para harcadığı hesaplanmaktadır. Bu hesaplamadan çıkan sonuca göre harcama gruplarına endeks içerisinde farklı ağırlıklar verilmektedir. Böylelikle bu örnek kitle tarafından yüksek oranda tüketilen mal ve hizmetler daha yüksek bir ağırlığa sahip olurken daha az tüketilenler daha düşük bir ağırlığa sahip olmaktadır. Yılın her ayının belirli günlerinde ve belirli alışveriş merkezlerinden alınan mal ve hizmet fiyatlarındaki değişim, bu ağırlıklara göre ölçülerek o ayın tüketici enflasyon rakamına ulaşılmaktadır.

Türev Piyasalar:
Standartlaştırılmış türev işlem sözleşmelerinin vadeli alınıp satıldığı, gerçekleştirilen takasların bir kurum tarafından garanti edildiği, borsa bünyesinde işleyen piyasalardır. Türev piyasa işlemleri olan futures, forward, opsiyon ve swap piyasa oyuncuları tarafından riskten korunmak ya da kâr elde etmek amacıyla kullanılabilmektedir.

Türev Ürünler (Derivative Products): Getirisi başka bir kıymetin getirisine bağlanmış, diğer bir deyişle başka bir kıymetin getirisinden türetilmiş mali araçlardır. Futures ve opsiyon sözleşmeleri bu araçlara örnektir. Bu tür araçlar, döviz, faiz, altın gibi her türlü ürün üzerinden türetilebilir. Böyle bir durumda, örneğin döviz üzerine yazılan bir opsiyon kontratında, opsiyon kontratının getirisi üzerinden türetildiği dövizin piyasadaki hareketine bağlı olacaktır.

Ulusal Risk (Sovereign Risk): Bir yatırımcının yerleşik olduğu ülke dışında bir ülke menkul kıymetine yatırım yaptığında karşılaştığı risktir. Yatırım yapılan ülke merkez bankasının ya da yetkili otoritesinin döviz kuru düzenlemelerini değiştirerek döviz cinsinden yükümlülüklerinin değerini azaltabilmesi ya da tamamen sıfırlayabilmesi, borcu veya faiz ödemelerini gerçekleştirmemesi gibi riskler ulusal riski oluşturmaktadır.

Üçüncül Piyasa: Tezgahüstü piyasalarda (OTC) yapılan işlemler, üçüncül piyasa işlemi olarak adlandırılır.

Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE): Ekonomide üretim sürecinde girdi olarak kullanılan maddelerin fiyatlarındaki değişimleri toptancı aşamasında ölçen endekstir. Buna göre ÜFE, tarım, balıkçılık, madencilik, imalat sanayi ve enerji sektöründeki (elektrik, gaz, su) ürünlerin fiyatlarındaki değişimleri ölçmektedir.

Vadeli İşlemler: Spot (iki iş günü) işlem tarihini aşan ileri bir tarihte teslimi söz konusu olacak bir kıymetin (döviz, faiz, mal) vadesi, miktarı ve fiyatının bugünden belirlenerek sözleşmeye bağlandığı işlemlerdir. Forward, future ve opsiyonlar bu tür işlemlere örnektir.

Vadeli İşlemler Sözleşmesi: Sözleşmenin taraflarına, üzerinde anlaşılan fiyattan, standartlaştırılmış kalite ve miktardaki bir malı veya kıymeti belirlenen ileri bir tarihte alma veya satma yükümlülüğü veren sözleşmedir.

Vadeli Piyasalar: Vadeli piyasalar belirli bir ürünün, fiyatı bugünden sabitlenmek koşuluyla ileri bir tarihte teslim edilmesi taahhüdünü içeren sözleşmelerin alınıp satıldığı piyasalardır.

Vadeye Kadar Getiri (Effective Rate of Return): Bir menkul kıymetin vadesine kadar tutulması sonucu elde edilecek getiriyi ifade eder. “Effective rate of return” olarak da adlandırılır.

Valör (Value Date): Üzerinde anlaşma sağlanan bir işlemin, fiilen yerine getirileceği örneğin, karşılıklı olarak hesaplara alacak ve borç kaydedileceği tarihtir. Benzer şekilde bir fonun, örneğin mevduatın sahibi tarafından fiilen kullanılabileceği tarihi ifade eder.

Varlığa Dayalı Menkul Kıymet : Kuruluşların kendi ticari işlemlerinden doğmuş alacakları karşılığında ihraç edebilecekleri kıymetli evraktır. Tüketici kredileri, konut kredileri, ihracat işlemlerinde doğan alacaklar söz konusu işleme konu olabilecek alacak türlerindendir. Bankalar varlığa dayalı menkul kıymet satarak alacaklarını daha önceden paraya çevirebilmektedir.

Verim Eğrisi (Yield Curve): Belli bir anda bir yatırım aracının çeşitli vadeleri ile bu vadelerdeki getirileri arasındaki ilişkinin grafiksel ifadesidir. Dikey eksende verim (yield), yatay eksende ise vadeler yer alır. Pozitif eğimli (normal) verim eğrisi, negatif eğimli (inverted) verim eğrisi, düz verim eğrisi ve orta vadelerde yüksek verimi ifade eden (bell shape) verim eğrileri olarak sınıflandırılırlar. Eğrinin zaman içindeki hareketleri; dikleşmesi, “steeping” (pozitif eğimli bir eğri söz konusu ise eğrinin orijine uzak kısmının yükselmesi, yakın kısmının düşmesi, eğimin artması), düzleşmesi, “flattening” (pozitif eğimli verim eğrilerinde orijine uzak kısmın düşmesi, yakın kısmın yükselmesi, eğimin azalması) ve eğrinin şeklinin değişmeden yukarı aşağı hareket etmesi, “paralel shift” olarak adlandırılır. Eğrinin eğiminin artması, uzun vadede faizlerin (enflasyonun) yükseleceği beklentisini yansıtır. Eğimin azalması, diğer bir deyişle pozitif eğimli bir verim eğrisinin düzleşmesi (orijine yakın tarafın yükselip, uzak tarafın düşmesi) ise, yatırımcıların ileride faizlerin düşeceği beklentisi ile mevcut faiz oranlarından daha uzun süre faydalanmak için uzun vadeye yönelmelerini, dolayısıyla artan talep ile bu vadede verimin düşmesini, fon talep edenlerin de ileride daha düşük faiz oranlarından borçlanma imkanı doğacağı beklentisi ile kısa vadeyi tercih etmelerini, dolayısıyla arz fazlası nedeniyle verimin artmasını ifade eder.

Yatırım Fonları:
Halktan katılma belgeleri karşılığı toplanan paraların, yatırım şirketleri tarafından sermaye piyasası araçları ile ulusal ve uluslararası borsalarda işlem gören altın ve diğer kıymetli madenlerden oluşan portföye dönüştürülmüş halidir. Yatırım şirketleri tarafından yönetilen bu fonlar özelliklerine ve yatırım alanlarına bağlı olarak yatırımcılara farklı şekilde getiriler sağlamaktadır.

Yönetilen Dalgalı Kur Rejimi (Managed Float): Resmi bir kur hedefi olmaksızın döviz kurlarının serbest olarak piyasada belirlendiği, ancak otoritelerin piyasaya döviz satmak ya da piyasadan döviz almak suretiyle kurlara müdahale edebildiği kur rejimidir.

Yüksek Riskli Yatırım Fonu ("Hedge Fon" karşılığı olarak SPK'nın Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği'ne eklemeler yapan değişiklik taslağında öngörülen ifade):
Belirli kısıtlamaları en aza indirgenmiş, mümkün olduğunca esnek yatırım stratejisi izlenebilen bir yatırım fonu türünü ifade etmektedir. Hedge fonların normal yatırım fonlarından temel farkı, açığa satış yapabilme ve borçlanabilme (borç alınan kaynakla yatırım yapabilme) olanaklarıdır. Bununla birlikte hedge fonlar sayesinde yatırımcı, kısa ve uzun pozisyon alabilmekte, arbitraj stratejileri uygulayabilmekte, değerinin altında fiyatlanmış bir menkul kıymeti aynı anda hem alıp hem satabilmekte, opsiyonlara veya tahvillere yatırım yapabilmekte ve düşük risk altında yüksek getiri elde etme imkanı taşıyan her türlü piyasada yatırım yapabilmektedir.

Zorunlu Karşılık Oranı:
Mevduat kabul eden finansal kurumların bu mevduatlara karşılık olarak merkez bankasında tutmak zorunda oldukları mevduatlarının kanunen saptanan oranını ifade etmektedir. Merkez bankaları bu oranı bir para politikası aracı olarak kullanabilmektedir. Eğer bankalar atıl rezervlere sahip değilse, zorunlu karşılık oranı artırıldığında bankalar verdikleri kredileri geri çağırırlar ve bu durum para arzının azalmasına neden olur. Zorunlu karşılık oranı düşürüldüğünde ise zorunlu karşılıkların bir kısmı kullanılabilir rezerv şekline dönüşür, bu da bankaların kredi tabanını artırır. Bankaların kredi tabanın genişlemesi de para arzının artmasına neden olur.

Enflasyon beklentileri

Ekonomi gelişip karmaşıklaştıkça konjonktür hakkında erken bilgi sağlanması önem kazanıyor. Halbuki enflasyon, sanayi üretimi, istihdam, dış ticaret, milli gelir vs. temel makro göstergeler gecikmeli yayınlanıyor.
Buna karşılık ekonomik aktörlerin beklentilerini neredeyse günü gününe saptamak mümkün oluyor. Dolayısı ile kullanımı yaygınlaşıyor. Geçen yazıda tüketiciler ve imalat sanayii firmaları için güven endekslerini ele aldık. Morallerin bozulduğunu gördük.
Beklentiler ve beklenti yönetimi özellikle para politikası açısından özel bir öneme sahiptir. Bir: Para teorisi bu görüşü güçlendiren yönde gelişti. İki: Enflasyon hedeflemesi rejiminde beklentiler ve beklenti yönetimi kritik bir rol oynuyor.
Dolayısı ile bugün Merkez Bankası’nın gerçekleştirdiği “Beklenti Anketi” verilerine bakacağım. Mali kesim ağırlıklı profesyonel iktisatçılara ayda iki kez soruluyor. Ortalama 80 civarında katılımcı cevaplıyor. Nisan ikinci anketinin sonuçları salı günü açıklandı.

Bir yıl sonrası enflasyonu

Ankette altı başlık altında 19 soru yer alıyor. Başlıklar şöyle (soru adedi parantez içinde): Enflasyon (6), faizler (7), kur (3), cari işlemler dengesi (1) ve büyüme (2). Enflasyona odaklanacağız.
İçinde bulunulan ay, gelecek bir ve iki ay için aylık, yıl sonu ve bir ve iki yıl sonrası için yıllık TÜFE tahminleri toplanıyor. Aylık tahminlerde teknik-raslantısal nedenlerle büyük sapmalar olabiliyor. Taşıdığı bilgi çok sınırlı kalıyor.
Buna karşılık bir yıl sonrası için enflasyon tahminini çok önemsiyorum. İlk anketin yapıldığı Ağustos 2001’den bu yana kaydediyor ve daha sonra gerçekleşme ile karşılaştırıyorum.
Sonucun hiç parlak olmadığını baştan söylemeliyim. Üstelik tahmin hatalarının belirli dönemlerde hep aynı yönde çıktığını görüyoruz. İstatistikte buna “sistematik hata” deniyor. Raslantı ile açıklanamayacağı anlamına geliyor.
Ağustos 2002 ile Ocak 2006 arasında (40 ay) fiili enflasyon bir yıl önce beklenenden düşük çıkıyor. Şubat 2006 ile Haziran 2007 arasında (16 ay) ise fiili enflasyon beklentiden yüksek gerçekleşiyor. Temmuz-Eylül 2007 arası üç ayda fiili enflasyon gene beklentinin altına iniyor. Ekim 2007’den bu yana (6 ay) üstünde seyrediyor.
Eldeki 68 gözlemden sadece 7’sinde tahminle gerçekleşme arasında 1 puan ve altında fark çıkıyor. Öngörülebileceği gibi bunlar eğilimin döndüğü 2006 yılbaşı sonrası ve 2007 yaz ayları.
Enflasyon beklentilerinde bozulma
Nisan 2008 için bir yıl önce beklenen enflasyon yüzde 6.6 idi. Bir hafta sonra fiili sayıyı öğreneceğiz ama yüzde 9 civarında çıkacağı kesin. 2007 yaz aylarında enflasyon beklentilerinde bir hafif bir düzelme görülüyor. Kasımda yüzde 5.9’a iniyor.
Aralık-Mart dönemini yüzde 6.0-6.2 dar aralığında geçiriyor. Nisanda aniden kıpırdıyor. İlk ankette yüzde 6.8’e, ikincisinde yüzde 7.04’e tırmanıyor. Mayıs-Haziran 2006’dan bu yana bir ayda gerçekleşen en büyük artıştır.
Özetleyelim. Anket bir yıl sonrası enflasyonu doğru tahmin etmek konusunda güven vermiyor. Ancak yılbaşından bu yana, özellikle son bir ayda enflasyon beklentilerinde ciddi bir bozulma olduğu da kesindir.

Asaf Savaş Akat | Vatan